12 Ağustos 2017 Cumartesi

ALADAĞLARIN GELİNİ 7 GÖLLER PLATOSU VE EMLER ZİRVESİ


İlk olarak baştan sona maceramızı anlatan videomuzu izleyebilirsiniz

Aladağların en yüksek zirvesine çıktık. -mı? Belki çıktık belki çıkmadık, şimdi mevzu o değil de gerçekten tüm sınırlarımızı zorladığımız, kendimizi keşfettiğimiz kah gülüp kah ağladığımız mükemmel bir deneyim oldu bizim için.

  • Nasıl gidilir?
         Bölgeye ulaşmak için 3 seçenek de mevcut; tren, otobüs, uçak. Şöyle ki; Ankara-Adana trenine biniyorsunuz Pozantı durağında iniyorsunuz. Pozantı'dan 2 saatte bir Çamardı dolmuşları kalkıyor. Otobüsle ise; Niğde'de inip eski otogara gidiyor oradan Çamardı dolmuşlarına biniyorsunuz. Son seçeneğimiz uçakla ise en yakın hava alanı olan Adana'da inip otogara geçiyorsunuz ve yine Çamardı dolmuşlarına biniyorsunuz. Her şekilde de Çamardı'ya ulaşıyoruz ve buradan sonra bizim yaptığımız gibi bölgedeki turizmci abilerle iletişime geçebilirsiniz. Yok ben kendim giderim diyorsanız yürüyüş yolu sizin için burada başlıyor.
  • Nasıl alışveriş yaptık?
         Bizim sık sık kamplayan bir çift olarak, çadır ve uyku tulumumuz hali hazırda vardı fakat bölgenin soğuk ve yağışlı olma ihtimaline karşı ekipmanlarımızın dayanıklılığını ve kalitesini arttırdık. Aslında bir süredir bunları yenilemek aklımızdaydı. Son yaptığımız Kapadokya kampında sağanak yağmura yakalanınca yağmur ve rüzgara dayanıklı çadır edindik kendimize, bir de soğuklarda kullanmak için -5 uyku tulumları aldık. Yürüyüşümüzde çok faydasını gördüğümüz ucuz batonlardan aldık.
         Yola çıkmadan 1 gün önce Çamardı'ndaki a101 marketten yiyeceklerimizi aldık. Enerji verecek kuru yemişler, çikolatalı abur cuburlar, şekerli içecekler, akşam yemek için makarna ile hazır çorba, kahvaltı için yumurta, peynir, sosis falan aldık. Hazırlıklarımız bunlardı. 

Ekipmanlarımızı saymak gerekirse
  • Yağmura dayanıklı çadır 
  • -5 derece uyku tulumu 
  • Mat
  • Şişme yatak
  • Yürüyüş batonu
  • Trekking ayakkabı ve uygun giysiler
  • Yağmurluk
  • Şapka
  • Su termosları
  • Kamp tüpü ve kamp tencere-tabakları
  • Çakmak, kamp bıçağı
  • Kamp lambası ve kafa lambası
  • Video ve fotoğraf için ekipmanlar

18 Temmuz 2017 Salı


İTALYA'DA BERDUŞLUKTAN SOSYETEYE HIZLI GEÇİŞ
(Milano - Como ve Lugano Gölü)



Çok hızlı geçme düşersin derler adama... Aslında standartlarımız, cebimizdeki paraya göre gayet yüksekti. Altımızda arabamız, her akşam konaklayabildiğimiz birbirinden iyi evlerimiz vardı. Yani plan programımızı önceden yapıp gittiğimiz için bunların parasını önceden ödemiştik. Arbnb sağolsun, her gittiğimiz şehirde uygun fiyata evler tutmuştuk, aracımızı da aynı şekilde önceden ödemiştik. Ama euronun bu kadar yüksek olmasından dolayı seyahatimiz esnasında çok da rahat olamıyorduk işte. Yeme-içme olsun, diğer kişisel alış-verişler olsun baya külfetli oluyordu. Açıkçası dışarıda pek yemek yediğimizi söyleyemem. Daha çok marketten aldığımız aperitifler ve kaldığımız evlerde yaptığımız yemeklerle (genellikle makarna oluyordu) karnımızı doyurduk. Neler yaptığımızı daha ayrıntılı olarak https://gezinagme.blogspot.com.tr/2016/06/bir-seyahat-hayal-ettik-haydi.html#more yazımzı okuyabilirsiniz.

Avrupa Turumuzun içine sıkıştırdığımız bu güzel yerler için 1 günümüz vardı. Zaten Milano'da alışveriş yapma gibi bir derdimiz olmadığından şöyle bir bakar geçeriz diye tahmin ediyorduk. Sonra Como Gölü'nde bikinilerimizi giyip güneşlenmenin hayalini kuruyorduk.

Milano'da ilk hedefimiz tahmin edeceğiniz üzre Duomo di Milano yani meşhur Milano Katedraliydi. Ama ilk önce aracımızı park edecek bir yer bulmalıydık. Her yer o kadar kalabalıktı ki katedralden sokak sokak uzaklaşıyorduk ama 1 tane bile park yeri bulamadık. İtalya'da park alanlarına çok dikkat etmelisiniz. Sarı ve mavi çizgili yerler biz turistler için uygun değil, beyaz çizgili yerlere park etmemiz gerekiyor ve park ücretini de peşin olarak yakınlarda bulunan ilk kutuya ödemeniz gerekiyor. Tıpkı bizim akbil makinaları gibi makinalara kalacağınız süreyi seçip bozuk para atıyor fiş alıyorsunuz. Bu fişte kaç saatlik para ödediğiniz yazıyor ve bunu ön camdan görünecek şekilde bırakıyorsunuz. Biz fazla zamanımız olmadığı için 2 saatlik ödeme yaptık fakat zaten o kadar uzağa park ettik ki sürenin çoğu yürümekle geçti.


Milano modanın başkenti. Etrafımızdaki son derece şık giyimli hanımlar ve beylerden gözlerimizi alamıyorduk. Aslında gözümüz daha çok mağazalardaydı. Vitrinlerde zarif elbiseler, şık ve pahalı çantalar ve ayakkabılar. Hepsi resmen büyülüyordu. Özellikle en seçkin markaların bulunduğu Galleria Vittorio Emanuele II den geçerken insana bir titreme geliyor. Hepsi benim olsun istiyorum ama olmuyor işte:) Burası dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden birisi. Hem ünlü markalar hem de lüks turistik kafe ve restorantlar burada. Ama tüm bunların yanında öyle güzel bir yapı ki, hem tavanları hem yer döşemeleri göz alıcı.

22 Haziran 2017 Perşembe


TAŞ TAŞ ÜSTÜNE BİR CENNET; KAPADOKYA

Hayatımın en güzel manzarasını; bir vadi kenarında durup o uçsuz bucaksız manzaraya bakarken gördüm. Bu muhteşem manzaranın neresine baksanız mucizelerle doluydu. Gün doğumunun loş ışığındaki gölgelerle zenginleşmiş yerden göğe yükselen peri bacalarının üzerine dökülen rengarenk boncuklar misali balonlar. Böyle bir şeyi hiç görmemiştim ve kendime öyle kızdım ki; buraya daha önce nasıl gelmem? 


Gerçekten o anı hiç unutamam, yaşadığım duygu yoğunluğu; hem böyle güzel bir yerde bulunmanın verdiği mutluluk hem de bu kocaman diyarda bir nokta olmanın verdiği acizlik. Kimler geçti buralardan, kaç çift göz gördü buraları binlerce yıldır? Ve bana ancak kısmet oldu.


Kapadokya'da görülmesi gereken yerler:
  • Uçhisar Kalesi (gün doğumunu burada izleyin)
  • Göreme Açık Hava Müzesi
  • Zelve Açık Hava Müzesi
  • Paşabağı Peribacaları
  • Üç Güzeller Peribacaları
  • Derinkuyu Yeraltı şehri
  • Ihlara Vadisi
  • Ürgüp Yöresel Evleri

3 Haziran 2017 Cumartesi

HERKES VALİZLERİNİ HAZIRLASIN TRENLE KARS'A GİDİYORUZ

Siz hiç küçükken annenizin elini sımsıkı tutup garda tren beklediniz mi? Trenin gelmesine daha 15 dakika varken, bankta oturmak yerine, rayların dibinde ayakta dikildiniz mi? Tüm annelerin içinde aynı korku; ya tam binemeden tren hareket ediverirse? Bir elinde küçük çocuğu, bir elinde memlekete götürülen bir dolu eşyanın olduğu çantalar. Bilet alınmış ama koltuk belli değil. Ayakta bile gidebilir. Tren 5 dakikaya bir, daha tam hızını alamamışken yine durur. 1 saatlik yolu 2 buçuk saate alamaz o tren. Ama her ay 2 kere gidilir.
Ama bu tren başka tren, o bildiğiniz trenlerden değil. Bir kere en önemlisi odan var, odanda yatağın, buzdolabın, lavabon var, konforlu yani. Kocaman bir pencereden dışarıdaki manzarayı izleyip o bambaşka dünyaya dahil oluyorsun. Yata yata dinlene dinlene 1 günlük uzun bir yolculuk yapıyorsun ama bence 3 gün de sürse yormaz insanı, öyle keyifliydi.

Aşağıdaki videodan maceramıza tanık olabilirsiniz;



Yazıya başlamadan önce kolaylık olsun diye kendime göre bazı noktaları sıralamak istedim. Sonra maceralarımızı paylaşırken satır aralarında kaybolan önemli konuları atlamanızı istemem.

     >Doğu Ekspresi hakkında anektodlarımız:
  • İlk olarak gideceğiniz tarihi belirlerken; Doğu'nun kar manzalarını izlemek isterseniz, kış mevsimini tercih edin, hatta Çıldır Gölü'nün donmuş halini görür, Palandöken'de kayak yapma fırsatını yakalarsınız. Ama soğuktan hoşlanmayanlar için bizim gittiğimiz bahar mevsimi de çok güzeldi. Kars ve civarını gezerken de hiç bir zorluk yaşamaz daha fazla yer görme imkanınız olur böylece.
  • İstikamet olarak Ankara-Kars mı? Kars-Ankara mı? sorusu herkes için merak konusu. Bizim fikrimizi soracak olursanız gidiş dönüş yapın deriz. Çünkü tadı damağında kalıyor insanın. Ama zaman sıkıntınız varsa ve tek yön tren kullanacaksanız önerimiz Ankara-Kars olacak. Çünkü Doğu Anadolu'nun en güzel manzaralarını sabah gün ışıdığı vakitlerde yakalayacaksınız. Ters istikamet gidecek olursanız bu bölgeleri gece karanlıkta geçeceğiniz için görme fırsatınız olmayacaktır.
  • Yolculuk için yanınızda yiyecek bir şeyler getirmeniz çok iyi olur. Trende yemek imkanları kısıtlı ve yol üzerinde duraklarda çok kısa durduğu için inip alma fırsatınız olmuyor. Biz bunu düşünemedik ve biraz aç kaldık, abur cubura yüklendik. Halbuki kekler, börekler, sarmalar olsa gün boyu yesek fena mı olurdu? Aman siz hazırlıksız gitmeyin.
  • İlk olarak eğer Doğu ekspresi macerasını yaşamak istiyorsanız kesinlikle yataklı bilet almanızı tavsiye ederim çünkü, olayı bu. Bunun için de 20 gün öncesinden açılan biletleri iyi takip etmelisiniz. Fiyat kişi başı 90 lira. Biz 2 kişilik odadan aldık rahat olmak için. Ama 4 kişilik odaların fiyatları daha uygun.
  • Odalar hakkında bilgi verecek olursak; (bizim aldığımız 2 kişilik yataklı) yastık-yorgan, temiz nevresim takımları, havlular ve terlikler bulunuyor. Ayrıca lavabo ve buzdolabı da var. Oda sıcaklığını ayarlayabileceğiniz düğmeler var. Benim gibi üşüyenlerdenseniz sıcaklığı istediğiniz kadar arttırabilirsiniz. Hiç sorun yok odanız sıcacık oluyor. Her vagonda 2 adet ortak tuvalet var. İlk bindiğimizde tertemizdi ama tabi yolculuğun sonuna doğru kullanan insanların tutumuna göre bir tablo oluşuyor.
  • Odada 2 adet priz var, telefon ve kameraları şarj etmek için yanınıza prize takılan çoklayıcılardan almanızı tavsiye ederiz. 
  • O kadar yolu gitmişken Kars'ı ve civarını keşfetmek için kendinize 2 gün ayırın. 
***

11 Mayıs 2017 Perşembe




KIŞ MEVSİMİNDE LVİV'DE NE İŞİMİZ VAR?


Lviv'de nereler görülmeli?
  • Opera Binası (mümkünse bir opera yada bale izlemelisiniz)
  • City Hall Tower (Belediye Binası ve Çan Kulesi) (Giriş 20 grivna)
  • Bernardine Church
  • Church of the Holly Communion
  • Dormition Church
  • Boim Şapeli (Giriş 30 Grivna)
  • Lyçakivske Mezarlığı ( Giriş 25 Grivna)
  • Pototskih Sarayı (Lviv Art Palace)
  • Yüksek Kale Tepesi
  • Baca Temizleyen Adam Heykeli
  • Bir kaç pazar yeri (aşağıdaki yazımda bir kaç tanesinden bahsettim)
Lviv'de nerede neler yenmeli-içilmeli?
  • Handmade Chocolate (çok çeşit çikolata ve pastanın yanında eritilmiş çikolata lezzeti)
  • Beer Theatre (canlı müzik eşliğinde içeceklerinizi yudumlamalık)
  • Krivka (askeri konseptli ilginç bir deneyim)
  • Mons Pius (Kaliteli bir mekan ve menü isteyenlere)
  • Da Vinci (İtalyan tadından vazgeçmeyenlere)
  • Kumpel (yerel lezzetler) 
  • Strudel Haus (kahvaltıda strudel tadın)
  • Cafe Centaur (kahvaltıda borsch çorbası için)
  • Roshen'den çikolata stoklayın.
  • Aroma Kava; atıştırmalıklar ve kahve molası için  tavsiye ederim.

*Bu listedekileri aşağıdaki yazımda uzun uzun anlattım faydalı olursa ne mutlu bana. İyi okumalar ve gezmeler :)


PS: -En en en önemli tavsiyem (meraklılarına) Operadaki gösteriler için 2 hafta öncesinden biletler açılıyor alın ve izleyin derim. Linkini bırakıyorum: http://opera.lviv.ua/en/
-Paralarınızı h.alanında change etmeyin baya kazıklıyorlar şehir içinde uyguna yapan yerler var ama kredi kartı kullanıyorsanız en tasarruflusu oluyor biz genelde kart kullandık.
-Taksi kullanacağınız zaman sıkı pazarlık yapın baya bi faydası oluyor.
-Merkezi bir yerde konaklayın, zaten her yer yakın boşu boşuna yol parası harcamazsınız.
-Kış mevsimlerinde gidiyorsanız en kalın giysilerinizi ve botlarınızı giyin, bere ve eldiveninizi de unutmayın.
-Telefonunuzun interneti için bir yurt dışı tarifesi ayarlayın, çünkü gideceğiniz yerler için online haritaya ihtiyaç duyacaksınız. Biz turkcell de vodafone da kullandık ve bir sıkıntı yaşamadık.

11 Şubat 2017 Cumartesi

VENEDİK'OLOJİ...

  • Seyahat etmek insana yeni bir bakış açısı, etrafında gördüklerini sorgulama ve eleştirme kabiliyeti kazandırır. Daha önce hiç görmediğiniz bir dünyayı kendi pencerenizden bakıp, zihninizdeki süzgeçten geçirerek kendi karakterinizle yoğurup, izlenimlerinizi yorumlayabilmenize olanak sağlar. Bir seyahatten döndüğünüzde, iş yerinizdeki sandalyenizde arkadaşlarınızla oturur, herkes gözlerinizin içine bakıp sabırsızca anlatacağınız hikayeleri dinlerken, siz ise sanki hala o sokaklarda gezercesine anılarınıza dalarsınız. Ama anlattıklarınız sizin hikayelerinizdir. İster Roma olsun, ister Venedik, isterse de memleketteki köyünüz olsun; o sizin gördüğünüz yerdir. O yer sizin yaşadıklarınızla, tanıştığınız insanlarla, sizin hikayelerindeki şekliyle var olacak her zaman. Belki Venedik'teki o sokaklar yüzyıllardır hep aynı ama, herkeste bıraktığı izlenim farklı. Şimdi benim gözümden şöyle bi Venedik'i gezelim o halde...


24 Kasım 2016 Perşembe



BİZ KİMİZ?


   Bu hayat bize yetmiyormuş gibiydi. Önce bir motosiklet almaya karar verdik. Böylece İstanbul civarını keşfetmeye başladık. Önceleri günübirlik çıktığımız turlar zamanla çadırlı kamplamalı kaçamaklara dönüştü. Sonra bir cesaretle 1 haftalık Bodrum-Çeşme turumuza çıktık ve öyle eğlendik ki karşımıza bir çok aksilik çıkmasına rağmen hepsi ayrı tecrübe oldu bizde. Bu şekilde artık bir yerlere gitme planı yapmadan duramaz hale geldik. Yavaş yavaş yurt dışına da açılmıştık. Önden geniş çaplı planlarımızı hazırlayıp sonra seyahatin tadını çıkarmak en büyük tutkumuz oldu. Bu planlarımızı da başkalarıyla paylaşmak ve bir şekilde küçük de olsa bizim gibi seyahat tutkunlarına faydalı olmak istedik. Ayrıca hazırladığımız videolarla ne kadar eğlendiğimizi sizlere izletmek istedik. Belki oralarda bir yerlerde bilgisayarın yada telefonun başında oturan ve bizim gibi heveslenip ben de yapmalıyım diyecek birilerine vesile oluruz kim bilir?
   Öğrenmek için bir bilgisayarın yada kitabın başında oturmak artık yeter. Kendimizi geliştirmek için gezip yeni yerler görmeli ve yeni insanlarla tanışmalıyız. Biz her fırsatı değerlendirmeyi ve seyahat etmeyi hayat mottomuz yaptık. Haydı siz de bize katılın ve eğlencemize ortak olun.

Ayşenur&Ağafendi  

  ...En güzel günler
      Henüz yaşamadıklarımız.
                                Nazım Hikmet Ran

Gezen Kafalar

23 Kasım 2016 Çarşamba

GÜZ GÜNLERİNDE ANTALYA'DA OLMAK

...
sonbahar geldi hüzün
ilkbahar geldi kara hüzün
ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse 

eylül toparlandı gitti işte 
ekim filanda gider bu gidişle 
tarihe gömülen koca koca atlar
tarihe gömülür o kadar.

Turgut Uyar'ın bu dizeleriyle yazıma başlamak istedim. Anlatacaklarıma iyi bir başlangıç olacağı kanısına vardım nedense. Mevsimlerin akıp gitmesiyle anlıyorum ki, aslında mutlu eden şeyler bu havalar değil de bize yaşattıkları galiba. Yaz ayları hep en sevdiklerimdir. Birinci sebebi tabii ki sıcağı çok seviyor oluşumdur. Ama diğeri ise tatil ve seyahat diyebilirim. 

Bu yaz için planlarımızda olan Yunanistan seyahatimiz ülkemizin içinde bulunduğu sebeplerden ötürü artık belirsiz bir tarihe ertelenmiş oldu. Sonrasında da bizim hayatımızdaki koşturmacalarımızdan dolayı yurt içi tatili de yapamayınca, temmuz ağustos ayları burnumuzdan geldi. Zaten İstanbul'da eylül girdi mi yaza veda etme vaktidir. Havanın nasıl soğuduğunu anlayamazsınız bile. 

Yok dedik bu böyle olmayacak ve acil bir olağanüstü hal toplantısı yaptık çekirdek ailemizde. Çünkü fena halde tatilimiz gelmişti. İzin tarihleri ve maddi durum hesaplamaları yapıldı. Sonuç olarak ekim ayı için bir Antalya planı ortaya koyduk. Antalya'nın gezmediğimiz doğu yakası kalmıştı. Bu sebeple Alanya'dan Mersin'e kadar şöyle gidelim dedik. 



28 Ekim 2016 Cuma

"O" KÖYE GİTTİK VE SİZİN İÇİN YAZDIK
.
MOENA - BİR TÜRK KÖYÜ

Orda bir köy var uzakta 
O köy bizim köyümüzdür
Gitmesek de görmesek de
O köy bizim köyümüzdür
lallallallallaa...


İtalya topraklarında bir Türk köyü...
Moena  hakkında çok şey yazılıp çizildi. Ama biz yaklaşık 1 yıl önce bir tv kanalında, çok kısa reklam tadında bir belgeselde duymuştuk buranın adını. İtalya planımızı yaptığımız zamanlar olduğundan hemen ilgimizi çekti bu köy. Ama internette pek bir bilgiye rastlayamadık. Hatırladığım kadarıyla sadece 1 blogda ayrıntılı açıklamasını okudum; zaten sonraki yazılar da genellikle copy paste edilmiş bilgileri içeriyor. Diyeceğim o ki; o gün bu gündür nedeni bilinmez lakin çok prim yaptı Moena. Giden yok, sadece bol bol yazı yazan var.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

BİR KÜÇÜK DÜŞMANCIK - "SAN MARİNO"




  • Roma'dan Venedik'e giden yolumuzu bu ilginç ülkeyi görebilmek için biraz uzatıyoruz ve navigasyonumuzun bizi yönlendirmesiyle dar şeritli oldukça tenha bir yoldan gidiyoruz. Öyle ki bir ara yanlış yolda olduğumuzu düşünüyoruz çünkü