"O" KÖYE GİTTİK VE SİZİN İÇİN YAZDIK

.
MOENA - BİR TÜRK KÖYÜ


İtalya topraklarında bir Türk köyü...
Moena  hakkında çok şey yazılıp çizildi. Ama biz yaklaşık 1 yıl önce bir tv kanalında, çok kısa reklam tadında bir belgeselde duymuştuk buranın adını. İtalya planımızı yaptığımız zamanlar olduğundan hemen ilgimizi çekti bu köy. Ama internette pek bir bilgiye rastlayamadık. Hatırladığım kadarıyla sadece 1 blogda ayrıntılı açıklamasını okudum; zaten sonraki yazılar da genellikle copy paste edilmiş bilgileri içeriyor. Diyeceğim o ki; o gün bu gündür nedeni bilinmez lakin çok prim yaptı Moena. Giden yok, sadece bol bol yazı yazan var.



Dediğim gibi 1 sene öncesinde çok bir bilgiye de ulaşamıyorduk Türk Köyü için. Ama o belgeselde bahsedilen masalsı hikaye ilgimizi çekmişti bir kere. O köye gidilecekti o kadar. Venedik'ten İsviçre'ye giderken yolumuzu Moena'dan geçiriverdik. İyi ki de böyle yapmışız çünkü bu seyahatimizde bir İtalyan köyünde kalmak da burada kısmet oldu. Türk Köyüne geçmeden önce genel olarak Moena'dan bahsetmek istiyorum; yüksek rakımda kış turizminin olduğu bir coğrafyada yer alıyor. Bulunduğumuz mevsim mayıs sonu haziran başları olduğu için karların erimesinden mütevellit Alplerin her yerinde olduğu gibi burada da bulduğu her oluktan akan şelaleler ve debisi yüksek güçlü çağlayanlar var. Tabi tüm bu sebeplerin sonucunda mevsime göre oldukça serin bir havayla karşılaştık. Montların fermuarlarını boğazımıza kadar çekip sokakları gezmeye başladık.


Aslında şöyle bir bakınca bildiğimiz köy işte ama bir düzendir almış başını gidiyor. Sokakların temizliği ve düzeni, evlerin cepheleri ve bahçelerinin düzeni bizim son derece dikkatimizi çekiyor. En basitinden bir örnek verecek olursak; yakacak olarak kesilen odunların o intizamlı dizilişi bizi bizden aldı diyebilirim. Sonuçta yakılacak yani dimi, ömür boyu orada durmayacak bu odunlar, ama yok efendim öyle bir dizilmeli ki üstten bir tanesini almaya kıyamazsınız "yok ben böyle iyiyim soğuk değildi ki zaten yakmasak da olur" dersiniz. Ayrıca o evler öyle zevkli bir mimariye sahip ki. Dışı ayrı bir güzel, içi deseniz tam bir şirinlik abidesi.

Kaldığımız evden manzara

 Bizim AİRBNB den kiralayıp kaldığımız evde her oda ayrı bir renkte boyanmıştı. Mutfak turuncu, yatak odalarının biri yeşil biri de maviydi. Mobilyalar masif ağaçtan, perdeler de dantelli, adeta masallar diyarından gibiydi. Ortada kocaman bir soba vardı, ısıtma sistemi bu şekilde çözülmüştü. Biz sobayı yakmadık ama eminim yandığında çıtırtı sesleriyle ortama harika bir hava katacaktı. İnsanların ise şehirdekilerden hiç farkı yok son derece kendini yetiştirmiş modern tipler olması eğitimin her yere ulaşmış olmasının kanıtı diyebilirim. Yani köy görüntüsünde şehir burası. İmkanlar oldukça gelişmiş, yollar güzel bu yüzden arabalar da iyi. Evler ve eşyalar kaliteli. Ama şehrin keşmekeşliğinden son derece uzak, çok sakin, huzurlu ve temiz bir havaya sahip. Çiftçilik, bağ, bahçe, hayvancılık yine var ve geçim kaynağı olabilir. Ama hiç bir şey döküntü, yani adeta fi tarihinden kalma değil. Galiba bu da refah seviyesinin yüksek olmasından kaynaklanıyor.


Bizim meşhur yeniçerimizi ararken biriyle karşılaşıp sorduk kendisine. "Turks" nerede dedik ve az buçuk ingilizcesiyle tarif etmek için çırpındı. Ama baktı olacak gibi değil düşün arkama gidelim dedi bize; tabii beden dilimiz gelişiyor bir yerden sonra. O önde biz arkada giderken denk geldiğimiz yerli halktan insanlar anladığımız kadarıyla hayırdır kim bunlar nereye götürüyorsun der gibi bir şeyler soruyorlar bu abimize. Onun italyanca cevaplarının arasında yine bazı bazı "turks" kelimelerini seçiyoruz. Öyle sessiz bir yer ki konuşmaları duyan uzatıyor başını camlardan.


Yıllar öncesinde buralara kadar gelmiş, kendine burada bir hayat kurmuş olan ve ünü diyarları aşmış bir yeniçeri dedemizin dedesinin dedesinin heykelini karşımızda görünce duygulanıyoruz tabii. Hele de o hilalin yanına yakışan yıldızımızı bir arada görünce gururlanıyoruz. Meraklı bakışlara açıklıyoruz hemen; Türküz biz diyoruz. İstanbul'dan geldik buralara diyoruz. Bu Türk bizim atalarımızdan, burada ün salmış, sever misiniz kendisini diyoruz. Bizi hoş karşılıyorlar; yine yarım ingilizcelerimizi çarpıştırıyoruz. Onlar anlatıyor biz anlamıyoruz, biz anlatıyoruz onlar anlamıyorlar. Ama olsun gönüller bir oluyor oracıkta. Bize yeniçerinin evini ve marangoz dükkanını gösteriyorlar. Ailesinden yaşayan var mı hala diyoruz ama tam anlayamasak da olmadığı kanısına varıyoruz.


Köyde her yıl Ağustos ayının ilk haftası düzenlenen Türk Festivalinde evler ve sokaklar Türk bayraklarıyla donatılıyor. Halk yöresel Türk kıyafetleri giyerek sokaklarda yürüyor ve Balaban Hasanın büstünün olduğu meydanda kutlamalar yapıyorlar. Biz maalesef bu kutlamalara denk gelemedik.

Yeniçeri Balaban Hasan'ın kısa hayat hikayesini uzun uzun yazarak sizi sıkmamak adına kendisinin heykelinin başında kısa sohbetler eşliğinde bizzat biz anlatalım dedik; işte buyurun umarım beğenirsiniz. (Videoda anlatılanları youtube sayfamızda bulunan bu videomuzun altındaki açıklama kısmından okuyabilirsiniz.)
İyi seyirler...



Gezen Kafalar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIŞ MEVSİMİNDE LVİV'DE NE İŞİMİZ VAR?

HERKES VALİZLERİNİ HAZIRLASIN TRENLE KARS'A GİDİYORUZ

AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ