HERKES VALİZLERİNİ HAZIRLASIN TRENLE KARS'A GİDİYORUZ


Siz hiç küçükken annenizin elini sımsıkı tutup garda tren beklediniz mi? Trenin gelmesine daha 15 dakika varken, bankta oturmak yerine, rayların dibinde ayakta dikildiniz mi? Tüm annelerin içinde aynı korku; ya tam binemeden tren hareket ediverirse? Bir elinde küçük çocuğu, bir elinde memlekete götürülen bir dolu eşyanın olduğu çantalar. Bilet alınmış ama koltuk belli değil. Ayakta bile gidebilir. Tren 5 dakikaya bir, daha tam hızını alamamışken yine durur. 1 saatlik yolu 2 buçuk saate alamaz o tren. Ama her ay 2 kere gidilir.
Ama bu tren başka tren, o bildiğiniz trenlerden değil. Bir kere en önemlisi odan var, odanda yatağın, buzdolabın, lavabon var, konforlu yani. Kocaman bir pencereden dışarıdaki manzarayı izleyip o bambaşka dünyaya dahil oluyorsun. Yata yata dinlene dinlene 1 günlük uzun bir yolculuk yapıyorsun ama bence 3 gün de sürse yormaz insanı, öyle keyifliydi.

Aşağıdaki videodan maceramıza tanık olabilirsiniz;



Yazıya başlamadan önce kolaylık olsun diye kendime göre bazı noktaları sıralamak istedim. Sonra maceralarımızı paylaşırken satır aralarında kaybolan önemli konuları atlamanızı istemem.

     >Doğu Ekspresi hakkında anektodlarımız:
  • İlk olarak gideceğiniz tarihi belirlerken; Doğu'nun kar manzalarını izlemek isterseniz, kış mevsimini tercih edin, hatta Çıldır Gölü'nün donmuş halini görür, Palandöken'de kayak yapma fırsatını yakalarsınız. Ama soğuktan hoşlanmayanlar için bizim gittiğimiz bahar mevsimi de çok güzeldi. Kars ve civarını gezerken de hiç bir zorluk yaşamaz daha fazla yer görme imkanınız olur böylece.
  • İstikamet olarak Ankara-Kars mı? Kars-Ankara mı? sorusu herkes için merak konusu. Bizim fikrimizi soracak olursanız gidiş dönüş yapın deriz. Çünkü tadı damağında kalıyor insanın. Ama zaman sıkıntınız varsa ve tek yön tren kullanacaksanız önerimiz Ankara-Kars olacak. Çünkü Doğu Anadolu'nun en güzel manzaralarını sabah gün ışıdığı vakitlerde yakalayacaksınız. Ters istikamet gidecek olursanız bu bölgeleri gece karanlıkta geçeceğiniz için görme fırsatınız olmayacaktır.
  • Yolculuk için yanınızda yiyecek bir şeyler getirmeniz çok iyi olur. Trende yemek imkanları kısıtlı ve yol üzerinde duraklarda çok kısa durduğu için inip alma fırsatınız olmuyor. Biz bunu düşünemedik ve biraz aç kaldık, abur cubura yüklendik. Halbuki kekler, börekler, sarmalar olsa gün boyu yesek fena mı olurdu? Aman siz hazırlıksız gitmeyin.
  • İlk olarak eğer Doğu ekspresi macerasını yaşamak istiyorsanız kesinlikle yataklı bilet almanızı tavsiye ederim çünkü, olayı bu. Bunun için de 20 gün öncesinden açılan biletleri iyi takip etmelisiniz. Fiyat kişi başı 90 lira. Biz 2 kişilik odadan aldık rahat olmak için. Ama 4 kişilik odaların fiyatları daha uygun.
  • Odalar hakkında bilgi verecek olursak; (bizim aldığımız 2 kişilik yataklı) yastık-yorgan, temiz nevresim takımları, havlular ve terlikler bulunuyor. Ayrıca lavabo ve buzdolabı da var. Oda sıcaklığını ayarlayabileceğiniz düğmeler var. Benim gibi üşüyenlerdenseniz sıcaklığı istediğiniz kadar arttırabilirsiniz. Hiç sorun yok odanız sıcacık oluyor. Her vagonda 2 adet ortak tuvalet var. İlk bindiğimizde tertemizdi ama tabi yolculuğun sonuna doğru kullanan insanların tutumuna göre bir tablo oluşuyor.
  • Odada 2 adet priz var, telefon ve kameraları şarj etmek için yanınıza prize takılan çoklayıcılardan almanızı tavsiye ederiz. 
  • O kadar yolu gitmişken Kars'ı ve civarını keşfetmek için kendinize 2 gün ayırın. 
***

1 Mayıs tatilinin hafta sonuyla birleşmesiyle 3 güne çıkan haftalık iznimize 1 gün de yıllık izini ekleyince 4 gün Kars maceramıza yetti. Cumartesi sabaha karşı İstanbul'dan Ankara'ya uçtuk ve ilk olarak Anıtkabir'i ziyaret ederek görevimizi yerine getirdik. Öyle kalabalıktı ki; kalabalığın mutlu ettiği yerlerden biridir Anıtkabir




 
(1990 yılında annem ile merdivenleri inerken babamın kadrajından ve 2017 yılında aynı yerde kocamın kadrajından)


Tren akşamüstü 6 da olduğu için Ankara'da baya bi zamanımız vardı. Havalar da şansımıza öyle güzeldi ki Kuğulu parka gidip biraz dinlenelim dedik. Atıştırmalıklarımızı alıp içeceklerimizle çimlere yayıldık. Ben Kuğulu parkı kocaman yemyeşil bir alan sanıyordum ama minik bir park çıktı. Ayrıca havayı güzel bulan Ankaralılar soluğu burada almış olacaklar ki, baya kalabalıktı. Çantalarımızla çimlere yayılıp biraz dinlendikten sonra gara geçmek için bir "ego" ya atladık.


Ankara Gar'ına vardığımızda acı bir haber bizi bekliyordu. Ankara-Kayseri arası raylarda bakım onarım çalışması yapıldığından dolayı Kayseri'ye kadar otobüsle transfer yapılacaktı. Bu da en az 4 saatlik otobüs yolculuğu demek oluyordu. Tabii eşyalarımızla indi bindi yapmak bizim için zorluk oldu ama yapacak bir şey yok, başa gelen çekilecek. Tam bir fiyasko başlayan maceramızdan hala umudumuzu kesmemeye çalışıyorduk. Uzayıp giden otobüs yolculuğu Kayseri Garı'nda sona erdi ama şimdi de garda trenin gelmesini beklemek gerekiyordu. En son garda valizlerin üzerinde uyuyakalmışım ki, Ağafendi tren geliyor diye uyandırdı beni. Umutlar tekrar filizlendi ve heyecanla bindik trene.


Artık şans yüzümüze gülmeye başlamıştı. Tren beklentimin kat be kat üzerinde çıktı. Biz yataklı bilet aldık ve bize ait odamızda; ranza şeklinde 2 yatak ve tertemiz çarşaflar, havlular, lavabomuz ve buzdolabımız vardı. Anlayacağınız her şey küçük bir otel odası konforundaydı. Sırt çantalarımızı çıkardığımız gibi attık kendimizi yataklara.


Bir anı bile uyuyarak harcamak istemiyorduk aslında ama maalesef vücut buna izin vermiyor gözler kapanıp gidiyordu. Nasıl uyuyakaldım hatırlamıyorum ama gözlerimi yakan güneş ışığına uyandığımda saat daha 5 civarıydı. Güneş çoktan yüzünü göstermişti bu saatte, buralarda sabah erken oluyor. 

Bu arada hazır yeri gelmişken belirtmek isterim ki; istikamet olarak Ankara-Kars mı yoksa Kars-Ankara mı diye düşünüyorsanız nacizane tavsiyemiz Ankara-Kars olacak. Çünkü Doğu Anadolu'nun en güzel manzaralarını sabah gün ışıdığı vakitlerde yakalayacaksınız. Ters istikamet gidecek olursanız bu bölgeleri gece karanlıkta geçeceğiniz için görme fırsatınız olmayacaktır.


Güneşin eşliğinde manzarayı izlerken yine uyuyakalmışız. Sonra uyanıp toparlandık ve yatakları kapattık. Böylece oda daha bi genişliyor. Kocaman penceremizden dışarısı öyle güzel görünüyor ki, insan izlemeye doyamıyor. Kızılırmak'ın kıyısından, dağları, ovaları aşarak gidiyoruz. 

Acemiliğimizden dolayı yanımıza ne bir kahvaltılık ne de atıştırmalık almadığımız için trendeki kantine muhtaç kalıyoruz. Belki eskiden tren yolculuğu yapanlar bilir, buranın yemekleri efsane olurmuş. Ama artık böyle bir şey yok maalesef, iki kuru sandviçe tamah etmek zorunda kaldık ki, tavsiyem sarmaları, börekleri, kekleri hazır etmeniz yönünde. Hatta mükellef bir kahvaltı için zeytin, peynir, domates bile getirilebilir çünkü odamızdaki buzdolabımız müsaitti. Ama işte dediğim gibi, acemilikten dolayı bilemedik maalesef. 


Karnımızı doyurduktan sonra tren içinde biraz turladık. trenin başına ve sonuna kadar gezindik, fotoğraflar ve videolar çektik. Tren hakkında bazı izlenimler edindik. Trende normal koltuklu vagonlar var, burada 2+1 sıra koltuklar var. Sonra masaların olduğu bir kantin-restoran vagonu var. Sonra da 2 çeşit yataklı vagonlar bulunuyor; 4 kişilik ve 2 kişilik. Biz 2 kişilik odadan alınca odayı kapatmış olduk ama 4 kişilik yerden 2 kişi alırsanız, odanızda 2 kişi daha olacaktır ki, oda çok küçük olduğundan dolayı, çok rahat olmayabilir. Bunu göz önünde bulundurmalısınız. 

Sonrasında ise; odanızdaki kocaman pencerenizden, Doğu Anadolu manzarasının keyfini çıkarmak kalıyor.





Yol sanki göz açıp kapayıncaya kadar geçti diyebilirim. Bir yolculukta dinlendiğiniz olmuşmuydu hiç. Biz bu duyguyu yaşadık, resmen bir önceki günün yorgunluğunu attık ve misler gibi dinlendiğimiz bir yolculuk geçirdik. 


Kiraladığımız araç ve dönüş uçak biletimiz Erzurum'dan olduğu için yolculuğumuzu Erzurum'da sonlandırdık. Buradan sonrasını kara yoluyla devam edeceğiz ama öncesinde bir cağ kebabı yiyelim dimi. İnternetten en yakın kebapçıya baktık ve gördüğümüz yere oturduk. Pek memnun kalmadığımız kebaplara yüklü bir hesap ödedikten sonra araç kiralama ofisine geçtik. 


Aracımızı aldığımız gibi Kars'ın yolunu tuttuk. Erzurum-Kars yolu çayır çimen diyebiliriz. Bahar aylarının gelmesiyle karlar erimiş dağ bayır yemyeşil olmuş. Ama buraların bitki örtüsünde orman, ağaç varlığından pek söz edemeyiz. Sert bir iklimi vardır; kış 7 aydan fazla sürer ve bu sürenin çoğunluğunda toprak karla örtülü kalır. Tabii bu sebeple soğuğa dayanıksız yeşilliklerden söz edemeyiz. Ama yer yer ormanlar var ki buralar da ülkenin en yüksek ormanlarıdır.(Rakım 2000-2500)



Tabii hal böyle olunca tarımdan çok hayvancılık söz konusu. Ama en önemlisi fotoğraflarda da gördüğünüz gibi yakacak odun bulunamadığından ısınmak için tezek kullanmak zorunda kalınıyor. Yani hayvancılık hem besin olarak, hem de yakacak olarak çok önem teşkil ediyor. Bizim gittiğimiz dönemde mi denk geldi bilemiyorum ama her yerde tezekler serilmiş kurumaya bırakılmıştı. Belki mevsimi, belki de hep böyle yapılıyor, işin ayrıntılarını bilemiyorum. 


Bir de Kars deyince başıboş gezen atlardan söz edilir ki bu da doğruymuş. Etrafta başı yerde otlayan atlar vardı. Hiç bu kadar çok at görmemiştim. Mevsim olarak doğum dönemleri olduğundan her sürüde bir kaç yavru da vardı. O kadar sevimliler ki. 
Doğu ekspresi için kış mevsimini tavsiye ederler ama kar sevmiyorsanız bahar mevsimini tercih edin derim. Çünkü doğanın uyanışa geçtiği bu mevsimde buralar gerçekten ayrı güzel.


Yollarda oyalanmamıza rağmen Kars'a vardığımızda indiğimiz trenin de Tren Garı'na giriş yaptığını gördük. Saat 6 civarıydı ve güneş batmaya başlamıştı. 

Konaklama için booking kapanınca bir çok yerli site de aynı hizmeti vermeye başladı. https://www.otelz.com/ 'dan bize uygun olan otellere baktık ve zaten çok da fazla seçenek yoktu. Kars Konak Otel bizim için uygundu ve burada kaldık. Fikrimizi soracak olursanız oldukça memnun kaldık. Fiyat olarak 2 kişi 2 gece oda+kahvaltı 260 tl biraz pahalı gibi dursa da seçenek çok olmayınca fiyat-hizmet olarak en iyisi diyebilirim. 

Normalde evimizde televizyonu açıp izlemişliğimiz pek yoktur ama odamıza gelince duş alıp uzandık yataklara ve biraz televizyon izledik. O kadar yol gittikten sonra insanın zihnini boşaltmaya ihtiyacı oluyor galiba televizyon bunun en güzel çaresi. 

***
Sabah erkenden uyandık, yoğun bir gün bizi bekliyordu. Otelde kahvaltımızı yapıp düştük yollara.  



Size kendimize göre yaptığımız gezi planımızı şöyle bir listeliyorum:

(1. gün şehir dışında daha uzak yerler gezildi)

> Ani Harabeleri (8tl)
>Çıldır Gölü
>Akçakale Ada Şehri
>Şeytan Kalesi

(2.gün şehir içinde bulunan yerler gezildi)

>Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı
>12 Havariler Kilisesi(Camii olmuş)
>Evliya Camii
>Kars Kalesi
>Kafkas Üniversitesi Konservatuarı
>Katerina Köşkü (Otel)

Yeri gelmişken önemli bir konuya değinmeden geçmemeliyim ki, bu bölgede bu bahsettiğim yerler birbirine uzak bölgelerde olduğu için özel aracınız olması gerekiyor. Toplu taşıma araçlarıyla ulaşabileceğiniz yerler değil. Bazıları taksi yada servis aracı tutmuşlar ama serbest bir şekilde özgürce keşif yapabilmek için biz araç kiralamayı tercih ettik. Araçları da genellikle  http://www.holidaycars.com/oto-kiralama/  adresinden yapıyoruz ve bu güne kadar hiç bir sıkıntı yaşamadık.

Şimdi burada bu yerlerin tarihlerini anlatıp sizi sıkmak istemiyorum, sadece fotoğraflar üzerinden kısaca bahsedip hissettiklerimi yazmak istiyorum. Çünkü Ermeni sınırına kadar geldiğimiz bu topraklarda gerçekten çok farklı hayatlar yaşanıyor ve biz bunlardan o kadar bir haberiz ki. Kendi hayatlarımızın içinde boğulmuşuz ve herkesin bizim şartlarımızda yaşadıklarını zannediyoruz. Biz İstanbul gibi metropol bir şehirde kendi cüzi şartlarımızla öyle rahat yaşıyormuşuz ki bunu anlamamı sağladı bu gezi. Aşağıda paylaştığım fotoğraftaki çocuklarla Ani Harabelerine giderken yolda karşılaştık. Yüzlerindeki gülümseme masumiyetlerinden. En büyük olanları elinde gördüğünüz lifleri satarak evdekilerin ihtiyaçlarına katkı sağlamaya çalışıyor. En büyük pişmanlığımız yanımızda bir kaç poşet kıyafet ve ayakkabı getirmediğimize oldu. Eğer buradan bu yazıları okuyanlar varsa ve içinizden böyle bir yardım yapmak geçerse çok makbule geçer. Bu çocukların gerçekten bir kaç parça şeye ihtiyaçları olduğunu gördük. Sadece burada da değil, 2. gün gezdiğimiz Evliya Cami bahçesinde de bir sürü çocuk var. Biz sırf bu çocukları biraz olsun sevindirebilmek adına, kışa girmeden bir tur daha yapmayı ve kışlık kıyafetler, botlar götürmeyi planlıyoruz.


Bu küçük arkadaşlarla biraz sohbet edip şakalaştıktan sonra yolumuza devam ettik. Ani Harabeleri Ermenistan sınırında yer alıyor. İki ülkeyi Aras Nehri'nin Arpaçay kolu ayırıyor. Bu akarsuyun yanına kurulmuş olan Ani bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış, oldukça geniş bir alan.




Nehrin diğer tarafı Ermenistan.


Ani Harabelerine giriş 8 lira ve her gün ziyarete açık. Baya büyük bir alanda olduğu için gezerken zaman nasıl geçmiş anlayamadık. Pek gölge bulunmadığından resmen yanmışız, tişörtlerin izi çıkmış kollarımızda. Artık buradan ayrılmanın vakti geldi ve Çıldır Gölü'ne doğru yola çıktık. Çıldır Gölü'nü kışın görme şansını yakalarsanız üzerinde atlarla kızak sürebileceğiniz kalınlıkta buz kaplı oluyormuş. Biz maalesef o şansa erişemedik ama bizim gördüğümüzde de ayrı bir güzeldi. Kocaman bir göl burası ve ortasında küçük bir adacık bulunuyor, bu ada yüzlerce martıya yuva olmuş. Kıyıda yer yer balık restorantları ve kafeler var. Biz de keyif yapalım diye bir yere oturduk ve göle karşı türk kahvelerimizi içtik. Dinlendirici bir ortamı var, bize iyi geldi.



Buraya pek yakın sayılmayan ama fotoğraflarda görüp merak ettiğimiz Şeytan Kalesi'ne gitmeye karar vermiştik. Yol üzerinde Akçakale Ada Şehri çıktı karşımıza. Burası Çıldır Gölü'nde, sanki egede bir sahil kasabası havasında olan bir köy. Gölün içine doğru dar bir yol ile karaya bağlanmış bir adacık aslında. 


Burada çok oyalanmadan Şeytan Kalesi'ne geçmemiz gerekti, çünkü hava kararmadan oraya varmalıydık. Sarp ve ıssız bir vadide yer alan kalenin nasıl yapıldığı tam belli olmamakla birlikte bazı söylentiler var ama görünce insanı gerçekten bir ürkütüyor. Tam şeytan işi gibi kayalıklar içinde kamufle olmuş ve kaleye ulaşabileceğiniz bir yol yok, tırmanış yapmak gerekiyor. Biz gittiğimizde sert bir rüzgar vardı ve vadideki kayalıklara sürtünen rüzgarın çıkardığı uğultu ve ıslık sesleri ortama daha da esrarengiz bir hal katıyordu. 


Ulaşım için bir köyün içinden geçtikten sonra bir dağın yamacına yapılmış olan yolu kullanıyorsunuz. Bu yol tek bir aracın geçebileceği genişlikte ve bir tarafı uçurum. Yani tüm şartlar sizi tedirgin etmek için oluşmuş. Vardığınızda kalenin duruşu ve vadiden gelen rüzgar sesleri ortamı daha da esrarengiz hale getiriyor. 

Bugünlük bu kadar yetti ve otelimizin yolunu tuttuk. Dönüşte hava kararmaya başlamıştı. Bize evlerine dönen koyun sürüleri eşlik ettiler. Hatta bir kaç defa yolumuzu kestiler ve bu çok komikti. En az 150-200 koyunun arasında kaldık. Neyse ki bir şekilde otele döndük de bugünümüzü de böyle sonlandırdık. 

***
Sabah bol güneşli güzel bir Kars sabahına uyandık. Otelimiz askeriyeye bakıyordu ve sabah iştimasına çıkan askerleri izledik biraz. Otelden çıkış yapacağımız için eşyalarımız toplayıp kahvaltıya indik. Bugün için planımız Kars içinde gezmekti. İlk olarak bir kaç kere önünden geçtiğimiz Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı'na gittik. Maalesef restorasyonda olduğu için içini göremedik önünde fotoğraf çekilmekle yetindik sadece.


Gazi Ahmet Muhtar Paşa Osmanlı-Rus savaşında başarılı bir ordu komutanıymış ve burası o dönemde Karargah Binası olarak kullanılmış. Dışarıdan da çok güzel bir yapı, bir kaç foto aldıktan sonra civarlardaki güzel gördüğümüz yerleri gezmeye devam ediyoruz.

Zaten yan yana olan Evliya Cami ile camiye dönüştürülmüş bir kilise yapısı olan 12 Havariler Kilisesini görüp Kars Kalesi'ne doğru sürüyoruz.

Evliya Camii
12 Havariler Kilisesi ve arkadan görünen Kars Kalesi
 Kars'a kuş bakışı tepeden bakan Kars Kalesi'ne çıkmak için baya yol tırmanmanız gerekiyor. Yol üzerinde geçerken dere kenarında çok güzel yapılar görüyoruz. Merak edip uğruyoruz. Biri şimdi otel olarak kullanılan Katerina Köşkü, biri de Kars Üniversitesinin Konservatuar binasıymış. Üniversiteye girip eski günleri yad etmek için, kantininden birer çay kapıp bahçesinde gitar çalan gençlere katılıyoruz. Ne güzel bir okulunuz var hem tarihi bir yapı hem de böyle dere kenarında doğayla başbaşa diye özenirken onlar olayın zor taraflarından bahsediyorlar bize. Kışın sürekli kar yağdığı zamanlarda yurtlarından gelmek çok zor oluyormuş, ne otobüs ne dolmuş okullarına kadar giremiyormuş maalesef. Ayrıca uzun süren kıştan dolayı yabani hayvanlar ve köpekler okulun çevresine kadar geliyorlarmış. Biz böyle güzel bir mevsimde geldiğimiz için çok özenmiştik ama işte bu bölgelerde her türlü hayat zor, okumak bile zor.



Neyse biz yolumuza devam ediyoruz ve Kars Kalesi'ne tırmanıyoruz. Araçla içine kadar gidiliyor. Giriş ücretsiz. Bütün Kars ayaklarımızın altında. 



Kars şehrinin finali kale oldu bizim için. Akşama uçağımız vardı ve Erzurum'a dönmeliydik artık. Yola koyulduk yine. Ama yolumuzun üzerinde Sarıkamış Şehitliği vardı. Tabii ki buraya uğramadan geçmedik. 


Bu anıt mezar, 1914 yılında Ruslardan Kars'ı geri almak isteyen Türk ordusunun şehitlerini temsil ediyor. Kars Anadolu'ya geçiş bölgesi olduğundan bir çok kez düşmanların çirkin emellerine kurban olmuş. Ruslardan ve Ermenilerden çok zulüm görmüş bir bölge. Bu sebeple Kars halkı kültürlerine sımsıkı bağlanmış ve bilinçliler. Yol üzerinde Ermenilerin soykırım yaptığı bir kaç köy gördük. Sarıkamış'ta ise bir ordunun düşmana karşı verdiği mücadeleye şahit olduk. 

Dönemin başkumandan vekili Enver Paşa, Rusları beklemedikleri yerden, Allahuekber dağlarından aşarak vurmayı ve Kars'ı Türk topraklarına katmayı hedeflemiş. Fakat bu dağların yüksek rakımlarında sıcaklığın eksi 30 lara kadar düşmesi çölden gelen ve üzerinde yazlık üniformaları bulunan askere acı bir son olmuştur. 60bin asker Sarıkamış'ta topraklarını savunurken donarak şehit olmuşlardır. 
Rus komutanı Sarıkamış'ta gördüklerini şu kelimelerle anlatmıştır; 
“İlk sırada diz çökmüş 9 kahraman. Mavzerleriyle nişan almışlar, tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar… İkinci sırada cephane taşıyanlar var, sandıkları bir avuçlamışlar ki, kainattan hırslarını almak istiyor gibiler. Öylesine kaskatı kesilmişler… Ve sağ başta Binbaşı Nihat. Dimdik ayakta, başı açık, saçları beyaza boyanmış, gözleri karşıda…Allahuekber dağlarındaki son Türk müfrezesini teslim alamadım. Bizden çok evvel, Allah’larına teslim olmuşlardı.”



Bu bölgenin insanı hayat için her türlü mücadelede bulunmuşlar. Düşmanlarla verdikleri mücadelenin yanında iklim şartlarının zorluğu ve maddi zorluklar hiç yakalarını bırakmamış. Bu yaşam mücadelesi bizim de kendimizi sorgulamamızı sağladı. Her ne olursa olsun yaşama sımsıkı tutunup tüm zorlukların üstesinden gelebilir insanoğlu. Yeter ki isteyelim. Büyük tecrübeler edindiğimiz bir seyahatin daha sonuna gelmiştik. 

Ayşenur&Ağafendi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIŞ MEVSİMİNDE LVİV'DE NE İŞİMİZ VAR?

AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ