TAŞ TAŞ ÜSTÜNE BİR CENNET; KAPADOKYA


Hayatımın en güzel manzarasını; bir vadi kenarında durup o uçsuz bucaksız manzaraya bakarken gördüm. Bu muhteşem manzaranın neresine baksanız mucizelerle doluydu. Gün doğumunun loş ışığındaki gölgelerle zenginleşmiş yerden göğe yükselen peri bacalarının üzerine dökülen rengarenk boncuklar misali balonlar. Böyle bir şeyi hiç görmemiştim ve kendime öyle kızdım ki; buraya daha önce nasıl gelmem? 


Gerçekten o anı hiç unutamam, yaşadığım duygu yoğunluğu; hem böyle güzel bir yerde bulunmanın verdiği mutluluk hem de bu kocaman diyarda bir nokta olmanın verdiği acizlik. Kimler geçti buralardan, kaç çift göz gördü buraları binlerce yıldır? Ve bana ancak kısmet oldu.


Kapadokya'da görülmesi gereken yerler:
  • Uçhisar Kalesi (gün doğumunu burada izleyin)
  • Göreme Açık Hava Müzesi
  • Zelve Açık Hava Müzesi
  • Paşabağı Peribacaları
  • Üç Güzeller Peribacaları
  • Derinkuyu Yeraltı şehri
  • Ihlara Vadisi
  • Ürgüp Yöresel Evleri

İlk olarak 2 yıl önce görme fırsatım oldu buraları ve o zaman anladım ki ben buraya tekrar gelirim. Zamanımız olmadığından o güzel otellerde kalma fırsatımız olmadı ve günübirlik bir tur planlayabildik. Ama tekrar gelip taşların içine oyularak yapılmış doğal evlerde kalmayı çok istiyorduk. Bu yüzden Cappadox festivalini duyduğumda festival programına bile bakmadan hemen gitmeliyiz diye düşündüm. 


19 Mayıs'ın hafta sonuyla birleşmesiyle 3 günlük tatil olmuş, cappadox u da bu tarihe denk getirmişler. Perşembe iş yerlerimizden izin alıp sabah çıktık yola. Kendi aracımızla gittik çünkü çok geniş bir alana yayılan bölgede araca ihtiyaç oluyor.  Bir de kalacak yerimizi bir kaç gün önceden airbnb den ayarladık çünkü festivalden kaynaklı her yerler dolmuş. Hatta son gün için tuttuğumuz oda müsait olmadığından çadırımızı da yanımıza aldık. 

Uzun yolculuklara giderken arabamız müsaitse blablacar dan yolcu alıyoruz. Yol parasını hafifletiyor, katkı oluyor. Hatta bazen kendi arabamız yoksa gideceğimiz yere gidenlere de eşlik ettiğimiz yolculuklarımız oldu. İlan verenlerin profillerini dikkatle inceledikten sonra bu tarz yolculuklar yapılabilir, baya kârlı oluyor. Burda da bize 2 denizci arkadaş eşlik ettiler. Tuzladan katıldılar bize ve muhabbet ederek memleketleri Nevşehir'e kadar gittik.

Biz kapadokyaya vardığımızda akşam olmak üzereydi ve bu akşam Kaan Tangöze'nin konseri vardı. Otelimize gittik ve biraz dinlendikten sonra hazırlanıp çıktık. Akşam yemeği için bir şeyler bakınıyorduk ki tam bir tavuk döner canavarı olan Ağafendi'nin gözüne kestirdiği bir dönerciye oturduk. Mekanın sahibi Ankaralı komik bir abi. Bizimle oturdu ve havadan sudan konuşurken kısa sürede bütün hayat hikayesini anlattı bize, konsere yetişebilmek için zor kaçtık elinden.

Kaan Tangöze konserini uçhisarda açık havada çimlerin üzerine yayılarak izledik. Festivalin belası yağmur henüz başlamamıştı. Bu akşamki konserleri azad etti saolsun. Rahat rahat keyfini çıkardık. 

 


Kaan'dan sonra Perili Ozanlar Vadisinde Büyük Ev Abluka'da ya gittik ki buraya bayıldım. Peri bacalarını ışıklarla renklendirmişler, konser alanı da bunların arasında, harika ambiansı var.



Bu iki konserde de çok eğlendik. Bir de yol yorgunu olduğumuzdan otele nasıl gittik bilmiyorum resmen sızmışız. 
***
Çok güzel bir sabaha uyandık, otelimizin terasında peri bacalarının arasında kahvaltımızı yaptık. İlk gelişimde de bunun hayalini kurmuştum. Otel yöresel köy evlerinden ve odamızın duvarlarında etnik örtüler asılı, kocaman bir bacası var. Kesinlikle buralara kadar gitmişken bir gece de olsa bu evlerde konaklayın derim. 


Konakladığımız yere Uçhisar Kalesi çok yakındı ve gezmeye buradan başladık. Kaleye giriş ücretli ve müze kartın geçmediği tek yer, çok pahalı değil 7-8 lira gibi bir şey. Ama bolca merdiven tırmanıp en tepeye çıktığınızda bütün vadi ayaklarınızın altında oluyor. Hatta sabaha karşı çıkarsanız gün doğumunu burada izlemenizi tavsiye ederim.




Sonrasında Cappadox etkinliklerinden yogaya katıldık ama pişman olduk diyebilirim. Gün içerisindeki diğer etkinliklere çok katıldığımızı söyleyemem. Etkinlikler hem çok pahalı hem de başka zaman ücretsiz olarak yapabileceğiniz şeyleri size ücretli etkinlik olarak sunmuşlar ki böyle şeyler hiç hoşumuza gitmiyor. Biz de hakkımızı konserlerden yana kullandık ve gündüz bölgede gezindik. Gezilmesi gereken yerleri yukarıda listeledim.


Bu sosyal medya güzel şey. Avrupa seyahatine beraber çıktığımız arkadaşımız Sezin'in kapadokyada çekilmiş bir fotoğrafını paylaştığını görünce hemen aradık. Ne güzel bir tesadüf oldu ki o da iş yerinin düzenlediği bir turla gezmeye gelmiş. Öğle yemeği için bizi davet ettiler biz de onlara katıldık. Bu bölgenin testi kebabı meşhurmuş, testilerin içine malzemeleri doldurup, seramikle ağzını tamamen kapatıyorlar. O şekilde hava almadan pişiyor ve ateşten alınca ağzını kırarak açıyorlar. Malzemelerin lezzeti birbiriyle özdeşleşip lezzeti artıyor ama biz iyisine denk gelemedik ve yemekten pek memnun kalmadık maalesef.


Yemekten sonra bir seramik atölyesine çömlek yapımına gidiyoruz deyince hemen peşlerine takıldık. Önce malzemeleri ve yapılışını anlatıyorlar ve sonra isterseniz siz de deneyebiliyorsunuz. Çok hassas bir iş, elinizin ayarını kaçırırsanız çok komik bir eser ortaya çıkabilir. Ayrıca el yapımı seramiklerden hediyelikler alabilirsiniz.


Buradan sonra Sezinlerle vedalaşıp ayrıldık. Günümüzün geri kalanında Göreme ve Zelve Açıkhava Müzesi'ni gezdik. Buralarda müzekart geçiyor ve maximum kredi kartımızla hepsine ücretsiz girdik, güzel oldu. Buralar bölgede yıllar önce yaşamış olan medeniyetlerin, artık antik olmuş kentleri. Bölgenin coğrafi yapısına uygun şekilde tepeleri taşları oyarak yapılmış evleri ve kiliseleri görmek çok etkileyici oluyor.

Eğer ücretli müzelere girmek istemezseniz kapadokya zaten kocaman bir açık hava müzesi. En güzel fotoğrafların çıktığı Paşabağı Peribacalarını mutlaka görmelisiniz. Hem ücretsiz bir bölgede hem de gerçekten peribacalarının en güzel örnekleri burada. 



Bir de Üçgüzeller Peribacaları var ki onların da masalsı hikayeleri varmış. "Eski diyarlarda bir kral iznini almadan kızıyla evlenen fakir çobana ve kızına öyle kızmış ki küçük çocuklarına da acımadan üçünü de taşa çevirmiş" diyorlar. Masal uyduruk ama bu peribacaları çok sevimli.


Akşam yemeği için kapadokyada pek fazla seçenek olmadığını  bir gece önce farkettiğimiz için Nevşehir merkeze gitmeye karar verdik ki, zaten çok uzak sayılmaz. Karnımızı doyurup konserler için capadoxa geri döndük. 

Bu gece Perili Ozanlar Vadisi'ndeki RHYE konserine gitmeyi düşünüyorduk. Ama bahsetmeyi unutmuşum; gün boyunca öyle bir yağmur yağdı ki, sular seller çağlayan oldu. Konserlerin bazıları iptal olduğundan bu olur mu ki bilemedik, tereddütlü gittik. Ama konser gayet güzeldi. Zaten mekan en sevdiğim cappadox mekanı olduğu için buradaki konserlerin güzel olmama ihtimali zayıf.


Konserden sonra Babylon'a geçtik. Burası da baya kalabalık ve hareketliydi ki anlaşılan herkes biz gibi konserden sonra buraya gelmiş. Müzikler güzel ortam güzel eğlenirken bi telefon geldi. Lviv'e beraber gittiğimiz çift arkadaşlarımız da burdalarmış ve bizim burada olduğumuzu duyunca aramışlar. Şaka gibi gerçekten, galiba tüm İstanbul buradaydı. Onlarla buluşup babylonda biraz daha takıldıktan sonra daha sakin, sohbet edebileceğimiz bir yere gitmeye karar verdik. Ve nedendir bilinmez bizim Ankaralı dönerci abinin dükkana gittik. 


Burada dışarıdan aldığımız içeceklerimizi rahatça içebileceğimizi biliyorduk, tabii bir iki tane de abiye ikram etme koşuluyla. Sonuçta hiç bir Ankaralı içki ikramına hayır diyemez. Biraz oturup muhabbet ettikten sonra Ankaralı abi sazını kapmış geldi ve bize kısa bi konser verdi. Geceyi elimizde kaşıklar oynarken sonlandırdık. 
***
Ertesi gün için planlarımızda kapadokyadan ayrılıp Ihlara Vadisini gezmek vardı ama sabah kalktığımızda yine sağanak vardı ve bizim gezmemize izin vermeyecek gibi duruyordu. Şansımızı denemeye kararlıydık ve çıktık yollara. Çok da iyi yapmışız çünkü vadi görülmeye değer bir yer. Baya uzun mesafeli olduğu için saatlerce doğanın içinde yürüdük. Ara ara yağmur yağdı ama aldırmadık, dağanın tadını çıkardık. 




Bu akşam üstü Uçhisar'daki Jehan Barbur konserine ancak yetişebildik. Ardından da Yasmine Hamdan konserine katıldık. Bizim için yorucu bir günün ardından dinlendirici bir final oldu. 

Ama esas meselemize gelecek olursak bu gece kalacak yerimiz yoktu. Çadırı kurmayı planlıyorduk ama yağmur gün boyu yağdı ve gece de yağma ihtimali oldukça yüksekti. Yine de başka çaremiz olmadığından manzaranın güzel olduğu bir tepeye çıkıp uygun bir yere çadırımızı kurduk. Gece geç olduğu için etrafta ne olduğunu çok kestiremiyorduk ama çok da önemli değil. Tek isteğimiz şu yorgunluğu atmak için ayaklarımızı uzatıp yatabileceğimiz bir yatak. 

Çadırı kurduk, içine yatağımızı şişirdik, tulumları çektik ama ben asla uyuyamadım. Mayısın sonunda olmamıza rağmen baya soğuk vardı. Bu böyle olmayacak, ben arabaya geçtim. Aklım Ağafendi'de kaldı ama o çoktan uyuduğu için rahatsız etmedim. Arka koltuklara uzandım ve bir şekilde uyuyakalmışım. Bi uyandım ki hava aydınlanmış, sabah olmuş ama nasıl yağmur yağıyor anlatamam. Panikledim tabi; yoksa Ağafendi çadırın içinde suda boğulup kalmış mıydı. Bu kadar yağmura rağmen, hala çadırda olması çok garip çünkü yazlık çadırımızı aldığımız için su geçirecektir. Kafamda deli sorularla bir hışım çıktım arabadan, açtım çadırın kapısını bizimki mışıl mışıl uyuyor. Seslendim arabaya geç diye ama üşendi herhalde, yağmurda uyumak daha güzel diyor. Çadırın tabanında da biraz ıslaklık olmuş ama çok da su almamış. Bıraktım onu, geçtim yine arabaya, biraz daha uyudum. 
***
Birkaç saat daha uyuduktan sonra uyandık ve yağmur biraz dinmişti sonunda. Bu eşsiz manzaraya karşı arabamızın bagajında kendimize mükellef bir kahvaltı hazırladık. 


Karnımızı doyurup yavaştan İstanbul yoluna düştük. Yol üzerinde Tuz Gölü'nü görünce bi uğrayalım dedik. Yine harika bir manzarayla karşılaştık. 

 

Çok klişe olacak ama gerçekten memleketimizin her yerinde ayrı bir cennet var. Sadece denk geldi diye yol üstünde uğradığınız bir yer bile dünyanın en güzel manzaralarını size sunuyor.

Bu arada Derinkuyu Yeraltı şehrini daha önce geldiğimizde gezdiğimiz için ve yolu bize biraz sapa kaldığı için bu sefer tekrar gitmedik ama hiç görmemiş olanlara şiddetle tavsiye ettiğimiz bir yer. Eski dönemlerde düşmanlardan saklanmak için çareyi yeraltı şehri inşa etmekte bulmuş bir topluluğun neler başarabildiğini görünce siz de bizim gibi şok olacaksınız. Yer altında kilometrelerce uzanan ve bir karınca yuvası gibi dallanıp budaklanmış kocaman bir şehir, görülmeye değer.

3 günlük tatili görünce kendimizi yollara atıp, bir hafta sonu kaçamağımız olan bu tatil de sona erip biz İstanbul yollarında uzaklaşırken güneş gökyüzünde öyle güzel göstermişti ki yüzünü, yediğimiz yağmur, çamur için bizimle alay eder gibiydi. Olsun bu tatil de böyle güzeldi diyelim ve başka maceralarda görüşmek üzere...



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KIŞ MEVSİMİNDE LVİV'DE NE İŞİMİZ VAR?

HERKES VALİZLERİNİ HAZIRLASIN TRENLE KARS'A GİDİYORUZ

AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ