30 Haziran 2016 Perşembe



BİR SEYAHAT HAYAL ETTİK; HAYDİ GERÇEKLEŞTİRELİM - AVRUPAYI KEŞFEDELİM







13 GÜNDE ROMA'DAN ROMA'YA

seyahatimize dair hyperlapse videomuz

Tur mu? En son ihtiyacımız olan şey bize seyahatimizde ne yapacağımızı söyleyecek birileri. Hem yurtiçi küçük gezilerde olsun, hem de uzun süreli yuriçi-yurtdışı
seyahatlerimizde özgürce nasıl istersek öyle gezmeyi seviyoruz, tur firmalarından uzak durmayı tercih ediyoruz.. Bu sefer de durum farklı olmadı, gönlümüzce gezdik, İtalya ve İsviçre'nin altını üstüne getirdik. Tabii ki bizim de bir takım korkularımız oldu ama iyi bir araştırma ve planlamayla hiç bir aksilik yaşamadık çok şükür. Yani daha önceki bloglarımızı okuduysanız, olaysız bir seyahatimizin olmaması, acaba yaban ellerde başımıza yine ne işler gelecek sorusunu düşündürmedi değil tabii. Ama bu sefer en büyük vakaamız; Ağafendi'nin araba camını silerken tüm gücünü kullanıp sileceğin sapını kırmasıyla kırık sopayı yavaşça bir şey olmamış gibi kovaya geri bırakıp benzinciden son hız kaçmamız oldu. Sonuçta hepsi sportmen insanlar korktuk tabii.:)
  1. SEYAHATİMİZİ PLANLAYALIM
  2. UCUZ UÇAK BİLETİ ALALIM
  3. AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ
  4. AİRBNB'DEN EV KİRALANIR MI? VİZEDE SORUN OLUR MU?
  5. PASAPORT VE SCHANGEN VİZE BAŞVURUSU
  6. NASIL HAZIRLANDIK?
  7. SEYAHAT ROTAMIZ
SEYAHATİMİZİ PLANLAYALIM

     İlk kez yurt dışına çıkacaklar için en belirgin tatil planıdır İtalya. Sanki o dünya turuna Roma'dan başlanıyormuş gibi geliyor bana. Bir de tarihe olan düşkünlüğüm de düşünülürse İtalya'yı çok heves ediyordum. Ama Ağafendi'ye kalırsak o da doğa tutkunu. Alplerin eteklerine çadırımızı kuralım Heidi gibi çayırlarda yalın ayak koşalım istiyor. Bizde demokrasi önemli, fikirlerimize saygı duyuyoruz, tabii ki ısrarcı oluyoruz ve ortak noktada buluşup her iki fikri de adapte edebileceğimiz bir tatil planlıyoruz.


Araç kiralamayı düşündüğümüz için başladığımız noktaya geri dönüp aracı teslim etmeliyiz. Buna göre bir rota hazırlıyoruz. Haritayı alıyoruz önümüze ve görmek istediğimiz şehirlere birer çarpı atarak adeta büyük bir daire çiziyoruz. Bir günde ne kadar yol yapabiliriz ve nerelerde konaklamalıyız bunları da kararlaştırdıktan sonra uçak bileti, araç kiralama, konaklayacak yerleri ayarlama işlerine başlıyoruz.

İşin bürokratik kısmı olan pasaport ve vize işlemlerimizi de hallettikten sonra geriye sadece günü gelince uçağa binip gitmek kalıyor. İyi bir planla seyahatimiz pürüzsüz bir şekilde akıp gidiyor.

O zaman kendi planımızı kendimiz nasıl yaptık onlardan bahsedelim:

Takvim üzerinde plan bu şekildeydi.

UCUZ UÇAK BİLETİ ALALIM


     Sanırım Kasım ayıydı artık yaz çok uzakta kalmış ve kış da kapıdaydı. Bir tatile en uzak olduğumuz bu zamanlarda kendimize tutunacak bir dal aradık ve "bu yıl o gezi olacak!!!" dedik. Açtık bilgisayarımızı ve uçak biletlerini araştırmakla işe başladık. Aslında zamanı ve süreyi uçak biletlerimize göre düzenledik diyebiliriz. Skyscanner'dan İstanbul-Roma rotasını seçtik ve fiyat olarak uygun tarihlere baktık. Size şöyle ucuz bilet bulduk böyle taktikler yaptık diyemeyeceğim. Zaman olarak baya önceden aldığımız için zaten ucuz olan biletlerin bir de o haftaki en ucuz gün ve saatlerini seçtik. Yani Pazartesi öğlen gidip cumartesi sabah döneceğiz. Mevsim olarak o bölgelerin en güzel zamanları ilkbahardı. En uygun fiyatlı uçuşlardan mayıs ayının son haftasına biletlerimizi aldık. Şimdi nasıl geçecekti bu zaman? 6 aydan fazla zamanımız vardı. Biz bu süreyi iyi değerlendirdik ve en iyisinden bir plan yaptık. Zamanımız çok değerli çünkü gezilecek onca yer için 13 günümüz var. Bu sürede Roma'dan başlayarak gezip tekrar Roma'ya geri dönmemiz gerekiyor, çünkü tüm bu şehirleri gezmek için kiraladığımız aracı aynı yere bırakmamız gerekiyor. Bu yüzden dönüş biletimizi de Roma'dan aldık. 

AVRUPA'DA ARAÇ KİRALAMA VE SÜRÜŞ DENEYİMİ

 
Ödemelerde sıkışmamak için her ay bir işimizi hallettik. Uçak biletlerimizden sonra araç kiralamayı sonra da kalacak yerlerimizi ayarladık. Aracımızı holidaycars.com 'dan kiraladık. Bu siteyi ülkemizde de bir çok şehirde kullandık; bugüne kadar kaliteli firmalar ve iyi araçlar denk geldi ki Roma'da da sonuç iyi oldu. Bu sitede bir çok firma bulunuyor; şartları ve fiyatı size uyanı seçebiliyorsunuz. Biz 10 günlük bedeli 1050 tl teklif veren "Maggiore" firmasını tercih ettik ve hiç bir sorun yaşamadık, tek sorunumuz bizim yetersiz ingilizcemizin yanında ofisteki bayanların yetersiz ingilizcesi eklenince ortaya çıkan komik anlar oldu. Telefondaki translate sağ olsun Türkçeler İtalyancalar havalarda uçuştu, İngilizce de neymiş ama dimi:)

İnternetten ödemeyi gerçekleştirdikten sonra mailimize gelen belgenin çıktısını almamız yeterli oldu. Arabayı almak için ofise gittiğinizde ödemeyi yaptığınız kredi kartınız, ehliyetiniz ve bu belgeyi istiyorlar. Bizim kredi kartımıza 1200euro bloke koydular. Bunu Türkiye'de daha cüzi rakamlarda yapıyorlar ama şirketin kendini garantiye alması için bunu yapması gerekiyor. Herhangi bir kaza veya araca olacak maddi zararlar için bu miktarı bloke tutuyorlar. Aracı teslim edince 3 gün içerisinde iadesi oluyor zaten. Ayrıca eğer isterseniz o esnada kaza sigortası da yaptırabilirsiniz ama biz bunu tercih etmedik. İşte tüm bunları ingilizce terimlerle anlaşmak biraz zor oldu tabii. Günlük bir dil değil ki sigortasıydı, blokesiydi bilmiyoruz ki, açtık sözlüğü hallettik neyse ki.

İnternetten kiralama yaparken aracın tüm özelliklerini isteğinize göre seçebiliyorsunuz. Mesela biz biraz büyük bir araç tercih ettik. Eşyalarımız çok olacağından bagajı rahatlıkla alsın diye düşündük. Ayrıca çok uzun yol yapacağımız için araçta çok vakit geçireceğiz diye tavanı basık olmasın içi ferah olsun istedik. Tüm bu özellikler sonunda bir İtalyan aracı olan Fiat 500L nin uzun olan modelinden verdiler ve araç sıfırdı. Biz yaklaşık 4000km yol yaptık ve bu araçtan da firmadan da gerçekten memnun kaldık. Teslimatta hiç sorun çıkarmadılar. Sadece full aldığımız aracı full teslim etmeye özen gösterdik o kadar.


Bir de endişelendiğimiz bir konu Ağafendi ehliyetini henüz yenilememişti ama kiralama esnasında herhangi bir sorun yaratmadılar. Sadece Venedik'ten Moena'ya geçerken polis çevirmesine denk geldik ki, polis arkadaş ehliyeti bir şeye benzetemedi. Bunun son kullanma tarihi nerede falan gibi sorular sordu ama napalım "Turkish Driving License" buydu yani:) Neyse ki İngilizcesi yeterli gelmedi de çok zorlamadan bıraktı bizi. İtalyanlar da biz gibi çok İngilizce bilenine rastlamazsınız.

Avrupa'da araç kullanmak çok rahat. Gerek otobanda olsun gerek şehir içinde olsun insanlar birbirine müthiş saygılılar. Ağafendi'nin dediğine göre kendileri arabayı üreten taraf oldukları için çok ustaca araç kullanıyorlar. Kadın-erkek ayırmadan, araca çok hakimler hepsi usta şoför. Bunun bir sebebi araç kullanırken kesinlikle başka şeylerle ilgilenmeyip(telefon vs.) full yola odaklanmaları ve bir diğeri ise aynalara oldukça hakim olmaları diyebiliriz.


Frene basmaktan imtina etmiyorlar. En sol şeritte 150 ile giderken önde sinyalini verip çıkan aracın arkasına yapışıp sellektörle taciz etmiyor kimse. Frene basıp takip mesafesini koruyor. Çok sakinler, kesinlikle agresif hareketler yapmıyorlar. Otobanlar çok geniş değil; 2 şerit yada çok nadiren 3 şerit görürsünüz. Ama yol akıyor ki bu da çok seri araç kullanmalarından kaynaklanıyor. Ha tabii bir de bizdeki gibi nüfus yoğunluğundan kaynaklı aşırı bir kalabalık yok.


Otobanlar İtalya'da biraz pahalı. Her gişeden geçtiğinizde bir bilet (italyanların değişiyle biglietto:)) alıyorsunuz ve otobanda kaldığınız süre kadar çıkışta ödeme yapıyorsunuz. O yüzden biz çok mola vermeden yardırdık genelde. Çıkışta insanların ödeme aldığı gişeler olduğu gibi, cihazdan da ödeme yapıldığı oluyor. Ama İsviçre sınırlarına girdiğimiz andan itibaren 1 tane bile gişe görmedik tüm yollar ücretsizdi.


Biglietto
               Burada cihaza ödeme yapıyoruz                                                                        Burada da gişedeki çalışana ödeme yapıyoruz

Ayrıca otobanlarda hız limiti 150 olduğu yerler de var, sınırsız limitli yerler de var. Ama genellikle 80-90-100 civarında limit var. Otobana bol bol radar koymuşlar, hatta radarı da öncesinde tabelayla uyarıyorlar. Biz kısaca radar diyoruz ama onlar bunun yerine "Controllo della velocita" demeyi tercih etmişler. Kameralar olsun cihazlar olsun tabelalarla bu şekilde belirtilmiş. Amaç ceza yazmak değil sizi uyararak kazayı önlemek.


Şehir içinde ise araç kullanarak adeta bir köle muamelesi görüyorsunuz. Yollara ve tabelalara çok dikkat etmelisiniz. Tek yön tabelaları, dönülmez tabelaları veya olmadık yerde bulunan trafik ışıkları sizi şaşırtabilir. İtalya'da yasak anlamına gelen "zonna" ve "ZTL" yani "Zona a Traffico Limitato" yazısını gördüğünüz yerde yasak bir şeyler olacaktır buna dikkat etmelisiniz. Bunlara mutlaka uyun, çünkü hatanızı görenler hemen sizi uyarmayı görev bilirler ve yüksek cezalar da ödemek zorunda kalabilirsiniz. Avrupa'nın insanı çok kuralcı, özellikle trafikte. En çok da İsviçre'de; kendi kurallarını kendileri koyan bir sistemleri olduğu için bu kurallara sahip çıkıyorlar. Özellikle trafikte çok dikkatli olmalısınız.
Avrupadaki trafikte en favorim olan sistem kavşaklardaki sistemler. Eğer bir kavşağa geldiyseniz öncelikle solunuzu kontrol edin, araç yoksa kavşağa çıkın ve işte artık yol sizin. İsterseniz kavşakta 3 tur daire çizin sizi beklemek zorundalar. Tabi işin şakası bir yana bu sistem sayesinde kavşaklarda hiç trafik sıkışmıyor bu yüzden trafik ışığına da gerek kalmıyor. Soldan geleni bekliyorsunuz ve kavşağa çıktığınızda herkes sizi bekliyor. Aslında bu kadar basit.


Trafikteki önem sırasıyla yayalar, bisikletler, motosikletler ve araçlar olarak belirlenmiş. Eğer kaldırımda yaya varsa derhal durup yol verin. Bisiklet önceliğe sahip keza motosikletler de öyle. Bu sebepten şehirlerde araçlardan çok bisiklet ve motosiklet görürsünüz.



Ayrıca ücretsiz park diye bir şey yok. Öyle bizdeki gibi dur şu kaldırıma sağ iki tekeri çıkarayım da ohoo bu kalan yoldan kamyon geçer diye önünüze gelen kaldırımı işgal edemezsiniz. Araçlar için yollarda, ayrılmış yerlere renkli çizgiler çizilmiş. Sarı renkliler o bölgede yaşayan halk için ayrılmış alanlardır ki oraya kesinlikle park etmemeliyiz. Bize ayrılan alanlar mavi ve beyaz renkle çizilmiş ki; mavi kısa süreli beyaz daha uzun süreli parklar içindir. Arabayı park ederken bu çizgilerin içine ortalamaya özen gösterilmesi gerekiyor, tam bir düzen hastası bu millet. Neyse park ettik mi, şimdi hemen orada bulunan park cihazlarını görürsünüz, ona bozuk paralarımızı atarak ne kadar süre kalacaksak ödemesini peşin yapıyoruz. Aşağı yukarı saati 1 ile 1 buçuk en fazla 2 euro arasında değişiyor. Ödemeyi yapınca makineden çıkan fişi ön camdan görülecek şekilde araca bırakıyorsunuz ki görevli kontrol edebilsin. Bazı yerlerde akşam 6'dan bazı yerlerde ise 7'den sonra sabaha kadar otoparklar ücretsiz oluyor. Zaten her yerde bol bol açıklamalar bulunuyor. Tabelalardan bilgi alırsınız.

Otopark için cihazdan aldığımız fişi camdan görülecek şekilde bırakıyoruz
Sağdakiler cama bıraktığımız otopark fişleri, soldaki ise kısa süreli ücretsiz otoparklarda aracı kaçta bıraktığınızı işaret eden kart

İşte bu kadaar; gitmek istediğimiz yere geldik ve aracımızı da park ettik. Gelelim yakıt konusuna. Avrupa'da yakıt bizdekinden çok farklı değil. Aslında onlara göre ucuz da TL cinsine çevirdiğimizde bize çok geliyor. Yani dizel 1,40 euro civarında. Yakıt otobanlarda şehir içine göre daha pahalı o yüzden otobana çıkmadan önce yakıtınızı kontrol etmekte fayda var.  Benzin istasyonlarında dolumunuzu kendiniz yapıyorsunuz. Cihaza öncelikle parayı koyuyorsunuz ve sonra pompa numarasını alacağınız yakıta göre kontrol ederek cihaza tuşluyorsunuz.


Bizim ilk seferde yaptığımız bir hata var ki sakın buna düşmeyin. Mantığımız hala TL cinsine çalıştığından cihaza 50 euro koyduk. Tabii depo bu kadar yakıtı almadı ve 40 euroda kaldı. Bir de İtalyanların siesta saati var ki bir çalışanı bu saatte ara ki bulasın. Biz de bu saate denk geldik ve 10 euromuz orada heba oldu. Sonra sorduk ki zaten çalışan da bu parayı geri veremiyormuş. Cihazlar otomatik olarak çalışıyor ve ne koyduysan o kadar alıyorsun. Biz artan yakıtımızı orada bırakıp ayrıldık maalesef.

Bu arada şunu da belirtmeden araç konusunu kapatamayacağım doğrusu; gitmeden önce bir usb belleğe müziklerinizi atın ki yollarda İtalyan radyosuna muhtaç kalmayın. Radyolarda sürekli konuşuyorlar artık kim bilir ne anlatıyorlar bilemiyoruz. Belki de çok önemli şeylerden bahsediyorlar ama ne fayda biz anlamadıktan sonra. Susmuyorlar efendim bir türlü susmuyorlar; gerçi sustuklarında çaldıkları müzikler de çok iç açıcı sayılmaz. İsviçre radyo konusunda daha başarılı. Hem bizim zevkimize hitap eden parçalar denk geldi hem de radyoda hiç konuşan yoktu. Ama genel olarak kendi şarkılarımızı dinledik diyebilirim. 

AİRBNB'DEN EV KİRALANIR MI? VİZEDE SORUN OLUR MU?

   Kalacak yer olarak ilk etapta booking.com'dan otellere baktık fakat hep aklımızın bir köşesinde airbnb.com'dan küçük odalar tutmak vardı. Böylece hem daha samimi bir gezi olacak hem de oralardaki insanlarla daha yakından tanışma fırsatımız olacaktı. Gideceğimiz şehirleri airbnb'ye yazıp haritadan en yakınlardaki evleri fiyatlarına göre seçmeye başladık. Bu sitede herkesin çekincesi; gidilen evlerin güvenli olup olmadığı ve ilanı veren profillerin sahte olup olmadığıdır.(böbrekler sağlam döner miyiz) Burada dikkat edilmesi gerekenler öncelikle ilanı veren kişinin profilindeki yorumlardır. Tabii ki siz misafirlik talebi gönderdiğinizde o kişilerde sizin profilinizdeki yorumları önemseyeceklerdir.

   Yorumlarda o kişinin evinde daha önce kalanlar iyi yada kötü bahsederler ve siz de bu yorumları dikkate almalısınız. Mesela biz odaları baya önceden tuttuğumuz için fiyatlar daha uygundu. Fakat tarih yaklaştıkça Roma'daki ev sahibi fiyatı ucuz bulmuş olacak ki bizim rezervasyonumuzu iptal etti. Sonra fark ettik ki yorumlarda zaten çoğu kişi aynı durumdan bahsetmişler. Site burada şöyle bir yaptırım uyguluyor; kim rezervasyonu iptal ederse belli bir miktar ceza ödüyor, mağdur olan tarafa da bir daha ki rezervasyonda kullanılmak üzere puan yükleniyor. Biz de Roma'dan tekrar tuttuğumuz yerde bu puanı kullandık ve çok bir kaybımız olmadı. Ama sonraki rezervasyonlarda bu yorumlara daha fazla dikkat ettik ki aynı sorunu yine yaşamayalım.

   Ayrıca ilk etapta ev sahipleriyle iletişime geçmeniz sizin yararınıza olacaktır. Tarihlerinizi belirtip uygunluklarını öğrendikten sonra rezervasyon yapmanız daha güvenli sonuç verir çünkü bazı ilanlar anında rezervasyonludur. Müsaitse ona göre rezervasyon yapmak daha mantıklı oluyor.


Bunlar bizim ev sahiplerimiz hepsi çok tatlı insanlardı
   Schengen vizesi için başvurmaya giderken internetten biraz araştırma yaptım ve bazı bloglarda airbnb den yapılan rezervasyonlar kabul edilmiyor veya vize onaylanmaz gibi yazılar okudum ve açıkçası biraz panikledim. Ama bu tarz yorumlara inanmayın tüm belgeleriniz eksiksiz ve doğru olduğu müddetçe hiç bir sorun çıkmıyor. Şahsen toplamda 13 yer kiralamış biri olarak kalacak yerleri dosya halinde sundum ve bir sorunla karşılaşmadım. Sadece İdata'daki bayan bütün bu yerleri nasıl gezmeyi planlıyorsunuz diye sordu ve ben araç kiralama belgemizin fotokopisini de dosyama eklediğimi belirttim. Her zaman hazırlıklı olmanın fayları:)

Ben airbnb deneyimlerimizi anlatılacak çok şey olduğundan dolayı ayrıca bir yazıda paylaştım. Eğer okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.

PASAPORT ve SCHENGEN VİZE BAŞVURUSU

Benim gibi yurt dışına ilk kez çıkıyorsanız öncelikle pasaportunuzu almanız gerekiyor tabii ki. Emniyetten randevu alıyorsunuz ve randevu günü gittiğinizde çok beklemeden yaklaşık yarım saatte işinizi halledebiliyorsunuz. Ama randevusuz da gidebilirsiniz. O zaman da 1 gününüzü harcayabilirsiniz o günkü yoğunluğa bağlı olarak değişir. Randevunuzdan önce bankaya pasaport harç parası ve cüzdan parası bedelini yatırmanız gerekiyor.  Güncel harç bedellerine https://epasaport.egm.gov.tr/hakkinda/harclar.aspx linkinden ulaşabilirsiniz.
Bankadan aldığınız "tahsil edilmiştir" kaşeli ve tahsil eden memurun imzaladığı dekont, 2 biometrik fotoğraf ve nüfus cüzdanınızın aslıyla bizzat başvuru yapıyorsunuz. Sonra yaklaşık 1 hafta sonra pasaportunuzu adresinize teslim ediyorlar.


Sıra geliyor vizeye... Çok girişli vize için ilk olarak giriş yapacağınız ülkeden başvuru yapmalısınız. Biz Roma'ya gideceğimiz için İtalya'ya başvuru yaptık. İtalya için başvuru yapacaksanız http://idata.com.tr/tr/  'dan randevu aldıktan sonra yine aynı sayfadan gerekli belgelerin listesine ulaşabilirsiniz. Kesinlikle randevusuz başvuru kabul etmiyorlar aklınızda olsun. Sonra sancılı olan kısma geliyoruz ki belgeleri hazırladığımız kısma. Belgelerinizi büyük bir sabırla eksiksiz hazırlayın kesinlikle son günlere bırakmayın, çünkü zaten bürokratik süreç biraz uzayabiliyor işinizi riske atmayın. Randevu gününüz geldiğinde 1 saat önce gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü biz gittiğimizde önümüzdeki randevular gelmediğinden baya erken aldılar. Sonra gişedeki çalışan tüm belgelerinizi tek tek kontrol ediyor, eksik bir şey varsa zaten sizi uyarıyor. İdata'daki çalışan elemanlar oldukça profesyonel, size her türlü yardımcı olmaya çalışıyorlar ve başvuru formunuzdaki dolduramadığınız alanlarda da yardımcı oluyorlar. Bir aksilik olmadıktan sonra vize başvurunuz en geç 3 günde sonuçlanacaktır. Sonuçlandığında sms ile bilgilendiriyorlar ve tekrar aynı yere gidip vize işlenmiş olan pasaportlarınızı teslim alıyorsunuz. Sms te onaylandı veya onaylanmadı diye bir bilgi yok, oraya gittiğinizde belli oluyor. Ben sms gelince büyük bir heyecanla hemen gittim İdata'ya. Ya çıkmazsa diye biraz korkuyordum doğrusu, ama sanırım devlet memurluğundan dolayı ilk seferimizde 3 aylık vize çıktı sürpriz oldu bize de. 
Bir de vize işlemlerini yürüten acentalar var ki, belli bir ücret karşılığı size danışmanlık yapıyorlar. Belgeleri yine siz hazırlıyorsunuz, ama idata'ya teslim etme ve pasaportu teslim almaya gitme işlemlerini onlar hallediyor ve sizin adresinize kargoluyorlar. Eğer şehir dışında yaşıyorsanız faydalı olacaktır ama İstanbul'daysanız buna çok da gerek yok paranızı boşa harcamayın derim.
Tüm bu bürokratik işlemler işin en sıkıcı kısmı, ama bunları hallettikten sonra sıra en eğlenceli kısma geliyor; hadi artık hazırlanalım:)

NASIL HAZIRLANDIK?


Bu sonun cevabını videomuzda bulacaksınız:) 

Bir seyahat yaklaştıkça alış-verişlerimin çoğunu buna endeksli yapmaya başlıyorum. Neler giyersem daha rahat ederim ve valizde daha az yer kaplar bunları düşünerek hazırlık yapıyorum. Biz gerekli eşyaların bir listesini oluşturduk önce. Götüreceğimiz eşyaları 1 hafta önceden bir kenara hazırlamaya başladık. Aklımıza gelen şeyleri buraya koyuyorduk ki sonra unutmayalım. En son da listemizdekilerle çek ederek eksik bir şey var mı kontrol ettik. Youtube ta seyahat çantamda ne var videoları izledim bol bol. Ayrıca bu konu hakkında yazılmış bloglar da çok faydalı oldu. İşi tecrübe etmiş insanlardan fikir almak iyi oluyor. Çünkü sadece yanıma almam gerekenler değil almamam gerekenler hakkında da bilgi veriyorlar.

Lafı açılmışken bahsetmeden geçemeyeceğim. Kendimizi geliştirmek için yapacağımız en güzel şey gezmek, seyehat etmek, yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmaktır. Bir şeyler öğrenmek için kitap ve bilgisayar başında oturduğumuz yeter artık kalkıp biraz gezmek lazım dimi ama. Gezip gördüklerimizi ve edindiğimiz tecrübeleri de bir başkasıyla paylaşmalıyız. Profesyonel bir paylaşımdan bahsetmiyorum. Yararlı olacağını düşündüğünüz iki satır bilgiyi blog altında yazıya dökmeniz o konu hakkında araştırma yapan bir başkasına büyük yararlar sağlayabilir.

Rotamızdaki şehirler ve tarihi mekanlar yapılar hakkında etraflıca bir araştırma yaptık ve bir çoğu hakkında fikir sahibi olduk. Ayrıca pratik olsun diye göreceğimiz yerlerin kısa kısa bilgilerinin ve şehir haritalarının çıktılarını da aldık. Bize ilginç gelen hikayeleri ve mutlaka görülmesi gereken yerleri işaretleyip, buralara uğramaya özen gösterdik. Bu şekilde bir ön hazırlık seyahatimizde bize zaman kazandırdı.

Yiyecek konusuna gelecek olursak; biz yanımıza uzun süreli dayanabilecek bazı yiyecekler aldık. Çünkü gün boyu gezerken enerjiye ihtiyacımız olacak ve maalesef euro-tl hesabıyla oldukça pahalıya gelen aperitifler bütçemizi aşabilir diye düşünerek tedarikli gittik. Sandviçimizin içine koyabileceğimiz uzun süre dayanacak ve bize enerji verecek şeyleri düşündük. Paketli kavurma ve çemeni alınmış pastırma ile kaşar peyniri aldık. Bunları ekmek arası yiyebiliriz diye düşündük. Fakat benim ne kavurmayla ne de pastırmayla çok aram olmadığı için, aç bitir salamlardan bir kaç paket aldım. Ayrıca bol bol kuruyemiş, bardak çorba , makarneks, sallama çay ve nescafe de aldık. Bunlar bizim tatil boyunca kurtarıcılarımız oldu. Bunların uzun süre dayanmaları için ağzı kilitli poşetlere birer porsiyon koyup içinin havasını poşalttık. Bizde ısı yalıtımlı çantalardan var, bunun içine paketleri yerleştirdik ve mavi plastik buz kalıplarından dondurup içine koyduk. Böylece yiyeceklerimiz daha uzun ömürlü oldular. Ama bir daha ki gezim için daha fazla yiyecek götürme niyetindeyim. Bu saydıklarım yükte hafif şeyler oldukları için bagajda bir şey tutmadı. Bu sebeple kahvaltılık şeyler de götürülebilir diye düşünüyorum. Zeytin peynir bizim en çok para harcadığımız şeyler oldular. İnsan Türk kahvaltısının özlemini çekiyor tabii. Kruvasanla kahve nereye kadar ama dimi. O sebeple burada yüzüne bakmadığım zeytinler orada küçük bir paketine 5-6euro verdiğim en değerli besinlere dönüşüverdiler. Aslında buradan 1 kilo alıp gitseydim gayet de olabilirdi. Bunun gibi aklıma gelenleri doldurmayı düşünüyorum bir dahakine. Akacak, dökülecek, kokarı olmayan  şeyleri alabilirsek orada çok ihtiyacımız oluyor. Sebze ve meyve fiyatları ise İstanbul'dan çok farklı değil. İtalya'da coop marketleri İsviçre'de de migroslar ikinci uğrak kapımızdı. Bu marketlerin oralara göre fiyatları makul ve istediğiniz her şey bulunuyor. En çok paramızı bu marketlerde harcadık. Küçük domatesler ve günlük atıştırıp enerjimizi arttıran meyveler, marketten hep aldıklarımız arasındaydı. Ayrıca çok klasik bir cümle olan "avrupada ekmek çok pahalı" ifadesini çok güzel deneyimlemiş olduk. Bir keresinde migrosta ekmeğe 9,5tl verdiğimiz oldu ki bu son noktaydı artık. Adamlar ekmek yemiyorlar napsın fırından yeni çıkmış sıcak sıcak pasta niyetine satıyorlar işte.

Burada bir not olarak "su" olayından bahsedeceğim: İtalyanlar susadıklarında soda cinsinden "aqua mineral" içiyorlar. Biz bunu ilk gün farkettik tabi ama başlarda bir türlü aradaki ayırımı öğrenemedik. Ne susuzluklarımızı asitli sularla dindirmeye çalıştık ama alışmamışız işte. İlla o doğal su olacak. Sonra dank etti ve şişelerde "aqua natural" yazanların su olduğunu anladık. Zaten sokaklarda bol bol çeşme var ve hepsi içilebiliyor ama bazen çeşme göremeyince suyu satın almanız gerekiyor. Bu ayırıma aman dikkat..:)

SEYAHAT ROTAMIZ


Hayat belli bir rutindeyken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz bu durumdan şikayet eder dururuz. Seyahate çıkıp da farklı şeyler denemeye başladığımızda bir gün içinde ne kadar fazla şey yapabileceğimizi fark edip şaşırırız. Zaman daha yavaş akmaya başlar ve adeta genişler. Bizim seyahatimizde günlerimiz öyle dolu dolu geçti ki akşam olup da gün içinde yaptıklarımıza baktığımızda tüm bunlara enerjimiz nasıl yetmiş diye şaşırdığımız zamanlar oldu. İnsanoğlu sınırlarını zorladığında yapabildiği şeylere şaşırıyorum doğrusu.

Vatikan - San Pietro
Seyahatimize ilk olarak Roma'dan başlıyoruz ve aracımızı da buradan kiraladığımız için yine Roma'da sonlanacak. Pazartesi-Salı-Çarşamba Roma'yı ve Vatikan'ı dolu dolu gezdikten sonra Perşembe günü erkenden Venedik'e doğru yola çıkıyoruz. (Roma ve Vatikan gezimizin ayrıntılarına http://gezinagme.blogspot.com.tr/2016/07/romayi-nasil-gezdik-neler-yaptik-tum.html >>>bu yazıdan ulaşabilirsiniz)

San Marino'nun eşsiz manzarası
Venedik'e geçerken yolumuzu San Marino'dan geçiriyoruz. Burası dünyanın en küçük ülkelerinden biri. Doğası, manzarası, konumu, sokakları, evleri kısacası her şeyiyle mükemmel bir yer. İnsanların lüks ve kaliteli yaşamları olduğunu sokaklarında gezerken hissedebiliyorsunuz. Burada 1 saat kadar gezip yolumuza devam ediyoruz.

Venedik'in biraz ıslak sokakları
Akşama doğru Venedik'e varıyoruz. Burada Çinlilerin evinde kalıyoruz ve bizin için maalesef biraz ilginç bir deneyim oluyor. Venedik'in ıslak sokaklarında ve devasa San Marco Meydanında biraz akşam biraz da ertesi gün geziyoruz ve Moena'ya doğru yola koyuluyoruz.

El-Turco
Moena'ya uğramak istememizin sebebi bir belgeselde gördüğümüz Türk Köyü'nün burada bulunması. Yıllar önce yaralı bir yeniçeri askerinin yolunun buraya düşmesiyle başlayan maceralar silsilesi bir hikaye. Burası artık şehir dışı taşra sayılır. Bu sebeple çok sakin ve huzur dolu bir kasaba diyebilirim. Bir gece bu civarda bir evde konaklıyoruz.

Milano'da şampiyonlar ligi finali
Ertesi gün Milano'ya uğrayabilmek için yolumuzu uzatıyoruz ve iyi ki de bunu yapıyoruz çünkü bu sayede şampiyonlar ligi final maçının o gün olması sebebiyle Milano bayram yeri gibi. İtalyanlar için sanat ne kadar önemliyse futbol da bir o kadar önemli. Real Madrid ile Atletico Madrit taraftarları hepsi bir ortamda öyle güzel eğleniyorlardı ki şaşırdık doğrusu. Bu görselliğe tanık olmak büyük bir şanstı. Ayrıca Milano Katedralinin önünde şampiyonlar ligi kupası sergileniyordu onu da yakından görmüş olduk.

Como Gölü
Milano'dan ayrılıp Como Gölü'ne doğru yollanıyoruz. Burası İsviçre sınırında, göl kenarında muhteşem evlerin bulunduğu bir yer. Göl kenarında güneşlenen insanları görüyoruz, bi ara biz de heves ediyoruz ama sonra hava serin gibi geliyor cesaret edemiyoruz. Como'dan sonra Lugano Gölü var. Lugano Gölü'ne giderken İsviçre sınırına girdiğimizi fark ediyoruz. Bu seyahatimizdeki 4. ülkemiz oluyor:)

Lugano Gölü
Como Gölü daha nostaljik bir havaya sahipken Lugano Gölü'nün etrafı daha modern bir yapılaşmaya sahip. İkisinde de aşırı lüks yaşam kendini hissettiriyor. İlk defa Lugano Gölünde arap turister çıkıyor karşımıza. Bu ana kadar japon turistler her yerdeydi; sanki bizimle gezercesine her yerde bir grup japona rastladık. Ama bizdeki arap bolluğu avrupada sıfır denecek kadar az. İlk defa Lugano'da görüyoruz.

Elimde pahalıya patlayan çorbam var
Sonraki gün; uzun, karlı, yağmurlu, güneşli, bol inişli, çıkışlı, rakım kah 500 kah 2500 de değişen yollardan geçip Alpleri aşarak İnterlaken'a gitmeye çalışıyoruz. Rakımı 2106m olan St. Gotthardpass geçidinde mola verip sıcak birşeyler içelim diyoruz. Sadece 1 tane restoran görünce başımıza gelecekleri tahmin ediyoruz ama yine de şansımızı denemek adına giriyoruz içeri. Fiyatlar el yakıyor tabii. Biz de bari içimiz ısınsın diye mug kupalarımıza sıcak su rica ediyoruz ve 3 bardak suya 4 frank vererek bir rekora imza atıyoruz. Bardağı yaklaşık 4 tl'ye gelen çorbamızı büyük bir iştahla içiyoruz:)

Teufelsbrücke
Sonra bir başka geçit olan Furkapass'ten Teufelsbrücke yani Şeytan Köprüsü'ne geliyoruz. Burada Ruslarla savaşlar yaşanmış. Eskiden kalma siperler hala duruyor ve Rus komutan Suvorov anısına haç şeklinde bir anıt yer alıyor. Bu alan kocaman bir vadi; her yerden akan şelaleler büyük bir akarsuyu besliyor.

Biraz soğuk mu ne?
Yine dağ tepe çıkıyoruz ve Süsten pass te eriyen karların yollara düştüğünü görüyoruz. Dik yamaçların çevrelediği yol biraz tehlikeli görünüyor gözümüze, her an çığ düşme tehlikesi varmış gibi geliyor ki zaten az ileride düşen karın yolu kapadığını görüyoruz. Geri dönüp Lüzern üzerinden dolanarak sonunda İnterlaken'a varabiliyoruz.

İnterlaken şehir merkezinde bir köprü
İnterlaken civarında görülecek mükemmel manzaralar var. Buraya 2 günümüzü ayırıyoruz. Burada dinlenerek geziyoruz bize iyi geliyor.
Luterbrunnen Valley (Vadisi)
Grindelwald
Llütschental
Aareschlucht
Meiringen
gibi bu yerlerde küçük rotalı trekkingler yapıyoruz. Adeta ruhumuz dinleniyor.
Biz İnterlaken'ın Spiez bölgesinde kalıyoruz. Hemen yakındaki gölün etrafını keşfetip İnterlaken'ın diğer yakasındaki Brienz gölünü de keşfediyoruz. Göllerin etrafından yürüyüş yolu, oturup manzaranın tadını çıkarabileceğiniz banklar ve eğlenceli aktivitelerin yapıldığı oyuncak aletler yer alıyor.

Harder Kulm 'dan bakış
Bir de bu civarda bulunan, Ağafendi'nin internetten keşfedip görmeyi çok istediği Harder Kulm denilen tepeye çıkmak için bir trene biniyoruz. Ama bu tren baya bi ilginç geliyor bize. Yürüyen merdivenle finükülerin karışımı gibi; vagon basamakları tırmanarak 1233m. tepeye çıkıyor. Tepede İnterlaken'ın şehir merkeziyle birbirine bağlanan 2 gölün müthiş manzarası karşılıyor bizi. Manzaranın güzelliğine doyamıyoruz ama yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Tepeden merkeze geri iniyoruz ve Bern'e doğru yola devam ediyoruz.

Bern Zytglogge (Saat Kulesi)
Doğayla iç içe geçirdiğimiz 2 günden sonra Bern soğuk geliyor. Şehirde geziyoruz biraz ama çok duramıyoruz, atıyoruz yine kendimizi kırsala. Egwill'de adeta masallardan çıkmış bir evde buluyoruz kendimizi. Çok yorgun olmamıza rağmen uyuyarak bir anını dahi harcamak istemiyoruz buranın. Ama maalesef yine sabah oluyor ve ayrılıyoruz bu rüya gibi evden.

Montreux (Montrö) - Chillion Castle
Loussane (Lozan)
Cenevre
Bu uzun günün yorgunluğunu atalım dimi - Cenevre
Gruyeres, Montreux(Montrö), Loussane(Lozan) ve Cenevre'yi gezdiğimiz dolu dolu bir gün daha geçiriyoruz. Fransa sınırına yaklaştığımız bu yerlerde herkes Fransızca konuşuyor. Zengin ve kaliteli hayatların sürüldüğü Cenevre Gölünün kıyısına sıralanmış bu yerleri tarih kitaplarından hatırlıyoruz ama bizzat görmek harika oluyor. Cenevre küresel bir şehir finansın merkezi deniyor. O kadar zenginler ki caddelerde lüks olmayan tek araba bizimkiydi. Hatta bir Ferrari gördüm ki adam resmen kaldırıma çıkarmış arabayı bir tekeri kaldırımda diğerleri aşağıda kalmış öyle değersiz gözünde. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nün ve Kızılhaç Komitesinin merkezi de buradaymış. Fransa ülke sınırını geçiyoruz ve Lion kırsalında bulunan Cenevre Gölü kıyısında Sur-Leman denilen bölgede göl manzaralı evde konaklıyoruz bu akşam.

Ertesi gün yine saat 9 gibi evden ayrılıyoruz ve Pisa'ya doğru uzuun bir yol gidiyoruz. Bu yolda bir kaç pass noktasından geçiyoruz. St. Bernard geçidindeki tünele 30euro verdik içimize oturuyor tam bunu atlatamamışken hemen orda bir otobana giriyoruz ve Pisa'ya kadar yol çıkarmıyor bizi. Bi 30 euro da buraya verince Pisa yolculuğu bize pahalıya patlıyor.

Nasıl yapsaak, nasıl poz verseek?
Pisa'ya vardığımız gibi evimizi bulup eşyaları bırakıyor ve bir şeyler atıştırıp sokaklara düşüyoruz.  Pisa çok romantik kendi halinde bir şehir. Tabii ki kuleyi görüyoruz ve türlü çeşit fotoğraflar aldıktan sonra bir mekan keşfediyoruz ve lazanya yemek için buraya oturuyoruz. Birer kadeh şarap söylüyoruz ve şarabımız eşliğinde lazanya harika gidiyor doğrusu. Ağafendi bira içmeyi tercih ediyor ve italyanların aperativo dediği içecek yanında ücretsiz açık büfeden yiyor. Karnımızı doyurduktan sonra evimize dönüyoruz. Çok şirin bir evde şirin bir aileyle kalıyoruz. Seyahatimizin son konakladığımız gecesi oluyor.

 Michalengelo tepesinden Floransa'ya bakış
Tekrar yola çıkıyoruz ve dönüş yolunda önce Floransa'ya sonra da Siena'ya uğruyoruz. Floransa tarih ve sanat ortamıyla büyüleyici bir şehir. Siena ise tüm gezi boyunca gördüğümüz en ucuz yer. Burdan baya bi alışveriş yapıyoruz, dönmeden sevdiklerimize hediyeler alıyoruz.

Siena
Roma ve Venedik hediyelikler için güzel, Floransa'da da İtalya tişörtleri daha ucuzdu. Ama gezi rotanızda Siena varsa her şeyi buradan alın derim. Gerçekten İtalya'nın en ucuz yeriydi. Magnet ve anahtarlıkları çeşit ve ucuzluk olarak Venedik'ten almanızı tavsiye ederim. Ama deri çanta veya ayakkabılar Siena'da çok güzel ve uygun.

İsviçre müthiş pahalı bir ülke karnımızı doyurmak dışında bir magnet dahi alamadığımız bir yer oldu. İnsanların yaşam standartları o kadar yüksek ki kendimizi biraz ezik hissettik doğrusu. Ayrıca bu gezide biraz da kendimize üzüldüm. Tüm o şehirler, kaldığımız evler, insanların yaşam tarzları o kadar güzel ki biz hayatımızda bir çok şeyi kaçırıyoruz maalesef. Biz yaşamaya yani yaşamımızı idam ettirmeye o kadar çabalıyoruz ki bu dünyanın güzelliklerini ve nimetlerini kaçırıyoruz. Ama bu toplumlar inanın bunların hiç birini kaçırmıyorlar. Her anı, her güzelliği dibine kadar yaşıyorlar.

arrivedercii...
Örneğin bu geziden asla unutamayacağım bir sahneden bahsetmek istiyorum. Lugano Gölü'nden İnterlaken'a giderken bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. İsviçre'nin küçük mahallelerinden birinden geçiyorduk ama o evler villa sanki. O kadar güzellerdi. Bunlardan birinin önünden arabamızla geçerken bahçesini sadece 1 saniyenin yarısı kadar görmüşümdür; bir kadın bornozuyla şezlonga uzanmış yağmurun tadını çıkarıyordu. Acaba hangimizin aklına yağmur yağarken bunu yapmak gelir. Biz yağmurdan koşarak kaçarız, yağmurdan oluşan trafikte stres yaşarız, yağmurdan evi su basar diye korkarız, yağmur istanbulda sanki bir felakettir. İşte bu yüzden üzüldüm kendimize. Yağmurun tadını çıkarabileceğimiz güzel günlere...
Ayşenur&Ağafendi
GEZEN KAFALAR



1 yorum:

  1. Öncelikle sizleri tebrik ediyorum. Çok başarılı ve ayrıntılı bir gezi olmuş.Bu şekilde planlı bir gezi herkesin hayali olsa gerek.Yeni gezileri sizden görmek ve okumak isteriz.TEŞEKKÜRLER

    YanıtlaSil